ABD İç Güvenlik Bakanı (DHS) Markwayne Mullin, ülkeye yüksek vasıflı iş gücü getiren H-1B vize sistemiyle ilgili çarpıcı bir açıklama yaptı. Mullin, hafta sonu yaptığı yazılı ve sözlü açıklamalarda, iki lakh'ın (200 bin) üzerinde başvuru sahibinin 100.000 dolar ödeyerek vize sürecini hızlandırdığını belirtti. Bu ödemeyi yapan başvuruların sadece 15 günde işleme alındığını, standart başvuruların ise ortalama 7,5 ay sürdüğünü ifade etti. Mullin, bu uygulamanın yasal olduğunu ve DHS'nin kaynaklarını daha verimli kullanmasına olanak tanıdığını söyledi. İç Güvenlik Bakanı, söz konusu hızlandırılmış işlemin, özellikle teknoloji şirketleri tarafından yoğun talep gördüğünü ve başvuru sahiplerinin büyük çoğunluğunun Hindistan ve Çin gibi ülkelerden geldiğini kaydetti. Mullin, bu uygulamanın ABD ekonomisine önemli katkılar sağladığını ve işverenlerin ihtiyaç duydukları yeteneklere daha hızlı erişmesine yardımcı olduğunu sözlerine ekledi.
H-1B vize sisteminde hızlandırılmış işlem: Premium Processing adımı
ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) tarafından yürütülen H-1B vize programı, her yıl 85 bin kontenjanla sınırlandırılmış durumda. Bu kontenjanın 20 bini yüksek lisans ve üzeri dereceye sahip başvurular için ayrılırken, kalanı lisans derecesi olanlara veriliyor. Mullin'in bahsettiği '100 bin dolar karşılığında hızlı işlem' uygulaması, 'Premium Processing Service' olarak bilinen bir sistem. Bu hizmet, normal işleme ücretlerine ek olarak 2.805 dolar (bazı kategorilerde 2.805-2.805 dolar) karşılığında veriliyor. Ancak Mullin'in 100 bin dolar rakamı, bu ücretin ötesinde başka bir uygulama olduğu izlenimi yarattı. Bazı yorumcular, bu rakamın başvuru sahiplerinin avukatlık ücretleri, danışmanlık firmalarına ödenen meblağlar ve hızlı işlem için ödenen ek ücretlerin toplamı olabileceğini belirtiyor. DHS yetkilileri konuyla ilgili ayrıntılı bilgi vermezken, Mullin'in açıklaması sosyal medyada ve basında geniş yankı uyandırdı.
H-1B vizesi, özellikle teknoloji, mühendislik, tıp ve akademi alanında yetenekli uzmanların ABD'de çalışmasına olanak tanıyor. Her yıl milyonlarca başvuru yapılırken, kontenjan sınırı nedeniyle sadece 85 bin kişi vize alabiliyor. Başvurular arasında rastgele bir piyango sistemiyle seçim yapılıyor. Hızlandırılmış işlem hizmeti, seçilen başvurular için 15 gün içinde karar verilmesini sağlıyor. Mullin'in açıklaması, sistemdeki eşitsizlikleri ve vize alabilmek için ödenen yüksek miktarları bir kez daha gündeme taşıdı. Bazı sivil toplum örgütleri, bu uygulamanın zengin başvuru sahiplerine ayrıcalık tanıdığını ve göçmenlik sistemini dengesiz hale getirdiğini savunuyor.
H-1B vize tartışmaları ve küresel yansımaları
H-1B vize sistemi, özellikle Trump yönetimi döneminde sık sık tartışma konusu olmuş, dönemin Başkanı Donald Trump, 'Amerikan işlerini koruma' gerekçesiyle vize sayılarını azaltma ve kriterleri sıkılaştırma yönünde adımlar atmıştı. Biden yönetimi ise sistemi daha esnek hale getirmeye çalışıyor. Mullin'in açıklaması, vize ücretlerinin bu kadar yüksek olmasının, özellikle gelişmekte olan ülkelerden gelen başvuru sahipleri için büyük bir engel oluşturduğunu ortaya koydu. Hindistan, H-1B vizelerinin en büyük alıcılarından biri. Her yıl binlerce Hintli işçi, teknoloji şirketleri aracılığıyla ABD'ye gidiyor. Türkiye'den de benzer bir talep söz konusu. 2023 verilerine göre, Türkiye'den yapılan H-1B başvuruları her yıl ortalama 2 bin civarında seyrediyor. Bununla birlikte, başvuru maliyetlerinin yüksek olması, özellikle bağımsız başvuranlar için ciddi bir yük oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, nitelikli iş gücünün ABD'ye göçü konusunda Hindistan ve Çin kadar yoğun olmasa da, son yıllarda mühendislik, yazılım ve akademi alanında önemli bir kaynak ülke haline geldi. Bu gelişme, Türk vatandaşlarının H-1B vizesi almak için 100 bin dolar gibi yüksek bir bedel ödemesi gerektiği anlamına gelmiyor; ancak hızlandırılmış işlem ücretleri ve avukatlık hizmetleri toplamda on binlerce doları bulabiliyor. Türkiye açısından bu durum, beşeri sermaye ihracını kolaylaştırırken aynı zamanda yetenekli bireylerin yurt dışına yönelmesine neden oluyor. ABD'nin nitelikli iş gücünü çekme stratejisi, Türkiye'nin de kendi dijital dönüşüm ve kalkınma hedefleri açısından rekabetçi kalmak için daha cazip fırsatlar sunması gerektiğini gösteriyor. Küresel ölçekte, bu tür uygulamalar beyin göçünü hızlandırarak gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sürecini olumsuz etkileyebilir.