ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz hafta yaptığı ve İsrail'in Golan Tepeleri'ni Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı şekilde 'hâlâ' işgal ettiğini öne süren açıklamalarını pazar günü geri adım atarak düzeltti. Barrack'ın bu ifadeleri, Başkan Donald Trump'ın 2019'da Golan Tepeleri'ni İsrail'e ait olarak tanıyan ve bölgeyi işgal altında görmeyen resmi tutumuyla çelişmişti. Büyükelçiliğin yazılı açıklamasında, Barrack'ın 'önceki yorumlarının yanlış anlaşıldığı' ve ABD politikasının değişmediği vurgulandı. Bu olay, Trump yönetiminin Ortadoğu'daki en tartışmalı kararlarından birinin diplomatik düzeyde yarattığı karışıklığı yeniden gündeme getirdi.
Gelişmenin Arka Planı
Tom Barrack, 24 Mart'ta Ankara'da düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, 'Golan Tepeleri hâlâ işgal altında' ifadesini kullanmıştı. Barrack, BM Güvenlik Konseyi'nin 242 ve 497 sayılı kararlarına atıfta bulunarak, İsrail'in 1967'deki Altı Gün Savaşı sırasında Suriye'den aldığı ve 1981'de tek taraflı olarak ilhak ettiği bu stratejik platonun uluslararası hukuka göre işgal edilmiş sayıldığını belirtmişti. Ancak Trump yönetimi, 25 Mart 2019'da bu bölgeyi resmen İsrail toprağı olarak tanıyan bir kararname imzalamış ve bu adım, uluslararası toplumun büyük tepkisini çekmişti. Barrack'ın açıklaması, Washington'un bu tutumuyla doğrudan çeliştiği için hem Amerikan hem de uluslararası basında geniş yankı buldu.
Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Barrack'ın sözlerinin 'kendi kişisel görüşü' olduğunu ve resmi ABD politikasını yansıtmadığını öne sürdü. Ancak bu açıklama, büyükelçinin atanma sürecinde Senato'da yaşanan tartışmaları da hatırlattı. Barrack, Türkiye'ye atanmadan önce Ortadoğu'daki enerji yatırımları ve İsrail ile yakın ilişkileriyle tanınıyordu; bazı senatörler, onun bölgeye dair dengeli bir bakış açısına sahip olmadığını dile getirmişti. Bu son olay, büyükelçinin diplomatik becerisi hakkındaki soruları yeniden alevlendirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Golan Tepeleri, İsrail için hayati bir stratejik öneme sahip: bölge, Suriye'ye karşı doğal bir savunma hattı oluşturuyor ve ülkenin ana su kaynaklarından biri olan Taberiye Gölü'ne (Kinneret) yakınlığıyla biliniyor. Suriye ise bu toprakların geri verilmesi gerektiğini savunuyor ve BM kararları da bu yönde. Trump'ın 2019'daki kararı, İsrail'in Golan üzerindeki egemenliğini tanıyan ilk ülke olarak Washington'u küresel ölçekte yalnızlaştırmıştı. Rusya, Çin, Avrupa Birliği ve Arap Birliği dahil pek çok ülke bu kararı kınamıştı.
Barrack'ın geri adım atması, ABD'nin Orta Doğu politikasındaki çelişkileri gözler önüne seriyor. Bir yandan Trump yönetimi, İsrail'e koşulsuz destek verirken; diğer yandan Türkiye gibi bölgesel müttefiklere mesaj vermeye çalışıyor. Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunan ve Golan Tepeleri'nin işgalini reddeden bir ülke olarak biliniyor. Barrack'ın Ankara'da yaptığı bu açıklama, Türk hükümetinin ABD'nin bölge politikalarına yönelik eleştirilerini dolaylı olarak doğruluyor gibi algılandı. Ancak büyükelçinin geri adımı, Türk-Amerikan ilişkilerinde bu konuda yeni bir gerilim yaratmadı; zira her iki ülke de Suriye'deki diğer konularda işbirliği arayışında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu politikaları açısından önemsenmesi gereken bir sinyal. Ankara, Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunurken, Golan Tepeleri'nin işgalini her platformda kınamıştır. ABD'li büyükelçinin geçici bir anlık açıklaması bile, Washington'un bu konudaki tutumunun kendi içinde ne kadar çelişkili olduğunu göstermiştir. Türkiye, bu tür diplomatik krizlerde ABD'nin bölgeye yönelik politikalarındaki belirsizliklerden faydalanarak, kendi itibarını güçlendirebilir. Ancak daha da önemlisi, bu olay, ABD yönetiminin Ortadoğu'daki kararlarının ne kadar kırılgan olduğunu ve bölgedeki dengeleri etkileme kapasitesinin sorgulanmasına yol açıyor. Türk diplomatlar, bu çelişkiyi ileride müzakere masalarında kullanabilir; ancak dikkatli olunmalıdır, çünkü ABD'nin İsrail'e desteği sarsılmaz görünüyor.