ABD Yüksek Mahkemesi, eski Başkan Donald Trump'ın posta yoluyla oy kullanma uygulamasına yönelik ulusal çapta başlattığı kısıtlama kararını uygulamaya koymasına izin verdi. Mahkeme, Trump yönetiminin acil itirazını kabul ederek, alt mahkemelerin seçim güvenliği gerekçesiyle aldığı kararları geçersiz kıldı. Bu gelişme, 2026 Kongre ara seçimleri öncesinde seçim mevzuatına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi ve Amerikan demokrasisinin işleyişi açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor.
Kararın arka planı: Seçim güvenliği mi, oy hakkı kısıtlaması mı?
Mart 2025'te imzalanan başkanlık kararnamesi, posta yoluyla kullanılan oyların geçerliliği için kimlik doğrulama süreçlerini sıkılaştırmış, oy pusulalarının alınma süresini kısaltmış ve posta kutularının sayısını azaltmıştı. Trump yönetimi, bu adımların seçim sahtekarlığını önlemek için zorunlu olduğunu savunurken, Demokratlar ve sivil toplum örgütleri uygulamanın özellikle azınlık ve düşük gelirli seçmenlerin oy kullanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştü.
İlk derece mahkemeleri ve federal temyiz mahkemeleri, kararnamenin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle uygulamayı durdurmuştu. Ancak Yüksek Mahkeme'deki 6-3'lük muhafazakâr çoğunluk, acil itirazı kabul ederek kararnamenin uygulanmasını onayladı. Mahkeme yazılı gerekçesinde, seçimlerin düzenlenmesi konusunda eyaletlerin yetkisinin korunması gerektiğini ancak federal hükümetin ulusal güvenlik endişeleriyle hareket etme hakkının bulunduğunu belirtti.
Başkan Joe Biden yönetimi ise karara tepki göstererek, seçim güvenliği ile oy hakkı arasındaki dengeyi bozan bu tür düzenlemelerin demokratik katılımı tehdit ettiğini açıkladı. Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, yaptığı yazılı açıklamada, "Bu karar, Amerikan halkının temel haklarına doğrudan bir saldırıdır ve tüm yasal yollarla mücadelemizi sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut: Amerikan demokrasisinin sınavı
Yüksek Mahkeme'nin kararı, yalnızca ABD iç siyasetini değil, aynı zamanda dünya genelinde demokrasinin geleceğine ilişkin tartışmaları da yakından ilgilendiriyor. Batılı ülkelerin birçoğu, posta yoluyla oy kullanmanın seçimlere katılımı artırdığını ve seçmen haklarını genişlettiğini savunuyor. Bu kararın ardından, uluslararası gözlemciler Amerikan seçim sisteminin güvenilirliği konusunda endişelerini dile getirmeye başladı.
Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri ve Birleşmiş Milletler, seçim mevzuatındaki bu tür kısıtlamaların ayrımcılık riski taşıdığına dikkat çekiyor. Yüksek Mahkeme'nin kararı, muhafazakâr hükümetlerin seçim sistemlerini sıkılaştırma eğilimlerini güçlendirebilir, liberal demokrasilerde ise endişe yaratıyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, kararın ifade özgürlüğü ve siyasi katılım ilkelerine aykırı olduğunu belirterek, ABD'yi uluslararası insan hakları sözleşmelerine uymaya çağırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin seçim güvenliği ve demokratik katılım konularındaki tartışmalarıyla doğrudan bağlantılıdır. Türkiye, kendi seçim sisteminde posta yoluyla oy kullanmaya geçiş tartışmalarını yaşarken, ABD'deki bu karar, yurtdışı seçmenlerin oy kullanma biçimine ilişkin önemli bir emsal oluşturabilir. Özellikle yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının oy kullanma süreçlerindeki benzer güvenlik gerekçeleri, Türkiye'de de seçim mevzuatının daha da katılaştırılmasına yönelik tartışmaları beraberinde getirebilir. Ancak uzmanlar, Türkiye'nin Avrupa Birliği uyum süreci kapsamında seçim standartlarının uluslararası normlarla uyumlaştırılması gerektiğine dikkat çekiyor. Bu kararın, güçlü demokrasilerde bile seçim haklarının ne kadar kırılgan olduğunu gösterdiği ve Türkiye'nin bu konudaki hassasiyetini artırması bekleniyor.