ABD'de Trump yönetiminin fosil yakıtları destekleme yönündeki son adımı, sera gazı emisyonlarını düzenleme yetkisinin federal hükümette olmadığı yönündeki açıklama oldu. Ancak enerji analistleri, bu tür politik hamlelerin kömür ve petrol sektörünün uzun vadeli düşüşünü durdurmaya yetmeyeceğini ifade ediyor. Geçen hafta Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada, Çevre Koruma Ajansı'nın (EPA) karbon emisyonlarını düzenleme yetkisinin bulunmadığı ve bu konudaki Kongre yetkisinin de sınırlı olduğu öne sürüldü. Bu argüman, yıllardır süren hukuki mücadelelerde ve iklim aktivistlerinin baskısında yeni bir cephe açıyor.
Trump yönetiminin stratejisi ve ekonomik gerçekler
Trump yönetimi, göreve geldiğinden bu yana fosil yakıt endüstrisini canlandırmak için bir dizi düzenleme gevşetmesi ve yasal hamle yaptı. Paris İklim Anlaşması'ndan çekilme, federal arazilerde yeni petrol ve gaz sondajı izinleri, kömür madenciliğine yönelik kısıtlamaların kaldırılması gibi adımlar atıldı. Ancak piyasa dinamikleri farklı bir tablo çiziyor: Doğal gaz fiyatlarının düşük seyretmesi, yenilenebilir enerji maliyetlerinin hızla düşmesi ve yatırımcıların çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerine artan ilgisi, fosil yakıt şirketlerini zorluyor. Kömürle çalışan elektrik santrallerinin kapatılması hız kesmeden devam ediyor; 2010'dan bu yana ABD'deki kömür kapasitesinin neredeyse üçte biri devre dışı kaldı. Petrol ve gaz şirketleri ise yeni yatırım kararlarında temkinli davranıyor; birçok büyük şirket, karbon yakalama ve depolama gibi teknolojilere yönelse de bu çabaların emisyon azaltımına etkisi sınırlı kalıyor.
Küresel enerji dönüşümü ve ABD'nin konumu
ABD'deki bu gelişmeler, küresel enerji dönüşümünün ortasında yaşanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2020'li yılların sonunda küresel petrol talebinin zirve yapacağını öngörüyor. Avrupa Birliği, Çin ve diğer büyük ekonomiler, yenilenebilir enerjiye ve elektrikli araçlara büyük yatırımlar yaparken, ABD'nin fosil yakıt odaklı politikaları rekabet gücünü zayıflatabilir. Özellikle Biden yönetiminin Enflasyon Azaltma Yasası ile temiz enerjiye sağladığı teşvikler, Trump döneminde yürürlükten kaldırılmış olabilir, ancak özel sektörün yeşil enerjiye yönelimi devam ediyor. Ayrıca ABD'nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki uluslararası liderlik rolü, bu tür geri adımlarla zedeleniyor. Gelişmekte olan ülkeler, ABD'nin sera gazı azaltım taahhütlerini yerine getirmemesini emsal göstererek kendi yükümlülüklerini sorgulayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük kısmını ithal fosil yakıtlarla karşılayan bir ülke olarak, ABD'nin enerji politikalarındaki değişimlerden doğrudan etkileniyor. ABD'de fosil yakıt üretiminin teşvik edilmesi, küresel petrol ve doğal gaz fiyatlarını düşürebilir; bu da Türkiye'nin enerji ithalat faturasını hafifletebilir. Ancak uzun vadede, küresel enerji dönüşümü Türkiye'nin yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmasını ve enerji verimliliğini artırmasını zorunlu kılıyor. Ayrıca, ABD'nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki bu tür geri adımları, Türkiye'nin Yeşil Mutabakat gibi uluslararası düzenlemelere uyum çabalarını dolaylı olarak etkileyebilir; zira küresel karbon fiyatlandırması ve sınırda karbon düzenlemeleri gibi mekanizmalar, ABD'nin tutumuna bağlı olarak şekilleniyor.