ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu'nun açıkladığı verilere göre, Eylül ayında tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık bazda yüzde 3,7 artarak piyasa beklentisi olan yüzde 3,6'nın üzerinde gerçekleşti. Gıda ve enerji gibi değişken kalemlerin hariç tutulduğu çekirdek TÜFE ise yıllık yüzde 4,1 ile beklentileri aşarak enflasyonun dirençli olduğunu gösterdi. Bu gelişme, Federal Reserve'ün (Fed) sıkı para politikasını sürdüreceği ve faiz oranlarını daha uzun süre yüksek tutacağı beklentilerini güçlendirdi.
Enflasyonun seyri ve Fed'in politikası
Eylül verileri, ABD'de enflasyonun yavaşlamakla birlikte hala Fed'in yüzde 2'lik hedefinin oldukça üzerinde olduğunu ortaya koydu. Manşet enflasyon aylık bazda yüzde 0,4 artarken, çekirdek enflasyon aylık yüzde 0,3 arttı. Özellikle barınma ve sağlık hizmetleri gibi kalemlerdeki fiyat artışları dikkat çekti. Fed Başkanı Jerome Powell, enflasyonu düşürmek için faiz oranlarını daha uzun süre yüksek tutabileceklerini ve gerekirse ek artırımların masada olduğunu belirtmişti. Piyasalar, Fed'in yılın son çeyreğinde bir faiz artırımı daha yapabileceğini fiyatlıyor. Fed'in bir sonraki toplantısı 31 Ekim-1 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek. CME FedWatch aracına göre, piyasa oyuncuları Kasım toplantısında faiz artırımı olasılığını yüzde 30 civarında görüyor; ancak verinin ardından bu olasılık bir miktar yükseldi.
Küresel piyasalara etkisi
ABD'de açıklanan yüksek enflasyon verisi, küresel tahvil piyasalarında satış baskısına yol açtı. ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,6'nın üzerine çıkarak 2007'den bu yana en yüksek seviyesine yaklaştı. Dolar endeksi değer kazanırken, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı oluştu. Fed'in sıkılaştırma döngüsünü uzatacağı beklentisi, küresel finansal koşulların daha da sıkılaşmasına neden olabilir. Avrupa Merkez Bankası ve diğer büyük merkez bankaları da benzer şekilde faiz artırımlarına devam ediyor. Bu durum, dünya genelinde ekonomik büyümeyi yavaşlatma riski taşıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) geçtiğimiz günlerde küresel büyüme tahminlerini düşürmüştü. Yüksek faiz ortamı, borçlu ülkeler için finansman maliyetlerini artırırken, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde sermaye çıkışlarına yol açabilir.
ABD'de enflasyonun seyri, Fed'in para politikası kararlarında belirleyici olmaya devam edecek. Fed yetkilileri, enflasyonun sürdürülebilir bir şekilde yüzde 2'ye gerilediğine dair güçlü kanıtlar görene kadar temkinli duruşlarını koruyacaklarını sinyal veriyor. Eylül verisi, bu sürecin henüz tamamlanmadığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesi ve Fed'in sıkılaştırmayı sürdürecek olması, Türkiye ekonomisi için önemli sonuçlar doğuruyor. Küresel risk iştahının azalması ve doların güçlenmesi, gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı oluşturuyor. Türk lirası da bu ortamdan olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, yüksek ABD faizleri, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini artırabilir ve sermaye girişlerini olumsuz yönde etkileyebilir. Öte yandan, Fed'in sıkılaştırması, küresel emtia fiyatlarını düşürerek Türkiye'nin enerji ithalat faturasını hafifletebilir. Ancak, jeopolitik riskler ve küresel ticaretteki yavaşlama, Türkiye'nin ihracat performansını sınırlayabilir. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın para politikasında dış koşulları dikkate alarak temkinli bir duruş sergilemesi bekleniyor.