ABD Dışişleri Bakanlığı, on yıllar boyunca küresel diplomasinin merkezi olarak kabul edilirken, bugün kendi başkanı tarafından kuşatılmış durumda. Eski Başkan Donald Trump döneminde başlayan kurumsal erozyon, günümüzde diplomatik kariyerin itibarını kaybetmesiyle zirveye ulaştı. Amerika'nın yumuşak gücü, bütçe kesintileri, kadro boşlukları ve politik müdahaleler nedeniyle tarihinin en düşük seviyesine indi. Peki bu dönüşüm, Türkiye gibi müttefikler ve küresel sistem için ne anlama geliyor?
Diplomasinin İflası: Trump'tan Biden'a Süreklilik
Trump'ın 2016'da seçilmesiyle birlikte, ABD Dışişleri Bakanlığı sistematik bir yıpratma kampanyasına maruz kaldı. Bakanlık bütçesi %30 oranında kesilirken, kıdemli diplomatların büyük kısmı istifa etti veya görevden alındı. Trump'ın 'Amerika Birinci' politikası, çok taraflı anlaşmalardan çekilmeyi ve kurumsal hafızanın yok sayılmasını beraberinde getirdi. Biden yönetimi, bu hasarı onarmak için söz vermesine rağmen, pratikte durum değişmedi. Özellikle Ukrayna savaşı ve Çin rekabeti karşısında, Dışişleri'nin eli kolu bağlandı. Bugün, ABD'nin büyükelçiliklerinin önemli bir kısmı boş veya geçici atamalarla yönetiliyor.
Kongre raporlarına göre, Bakanlık'taki orta düzey yöneticilerin neredeyse yarısı son beş yılda görevini bıraktı. Bu durum, uzun vadeli politika üretme kapasitesini ciddi şekilde zayıflattı. Diplomatların moral seviyesi dip yaparken, birçok yetenekli personel özel sektöre geçti. Bu beyin göçü, ABD'nin kriz yönetimi yeteneğini de olumsuz etkiliyor.
Küresel Sisteme Yansımalar: Çin ve Rusya Fırsat Kolluyor
ABD'nin diplomatik gücünün zayıflaması, en çok rakiplerine yarıyor. Çin, 'Kuşak ve Yol' girişimiyle dünyanın dört bir yanında altyapı yatırımları yaparken, Rusya da askeri müdahaleleriyle ABD'nin boş bıraktığı alanları dolduruyor. Orta Doğu'da ABD'nin etkisi azaldıkça, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler kendi dış politikalarını daha bağımsız belirlemeye başladı. Pasifik'te ise Çin, müttefiklerini ABD karşısında kazanmak için yoğun çaba harcıyor. ABD'nin iklim değişikliği, silahsızlanma ve insan hakları gibi küresel konularda liderlik rolü artık sorgulanır hale geldi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Dışişleri'nin zayıflaması, Türkiye için iki ucu keskin bir kılıç anlamına geliyor. Bir yandan, Washington'un Ankara'ya karşı daha az bağlayıcı ve öngörülemez bir tutum sergilemesi, ikili ilişkilerdeki gerilimleri yönetmeyi zorlaştırıyor. Diğer yandan, ABD'nin kurumsal hafızasının zayıflaması, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını daha hızlı hayata geçirme fırsatı da yaratabilir. Özellikle Suriye'deki PKK/YPG desteği, Doğu Akdeniz'deki dengeler ve S-400 krizi gibi konularda ABD'nin net bir politika üretememesi, Ankara'nın hareket alanını genişletiyor. Ancak bu boşluk, Çin ve Rusya'nın nüfuzunu artırarak Türkiye'yi iki ateş arasında bırakabilir. Sonuçta, ABD diplomasisinin çöküşü, Türkiye için hem risk hem de fırsat barındıran bir dönem başlatıyor.