Bağımsız tanker takip firması TankerTrackers.com’un yayınladığı verilere göre, İran, ABD’nin Haziran ortasında Basra Körfezi’ndeki deniz ablukasına ara vermesinin ardından yaklaşık 60 milyon varil ham petrolü uluslararası piyasalara sevk etti. Tahran yönetimi, bu süreçte Çin başta olmak üzere Asyalı alıcılara yönelik sevkiyatlarını önemli ölçüde artırdı. Uzmanlar, Washington’un yaptırımları yeniden sıkılaştırması halinde İran’ın elinde sadece 50 milyon varil ham petrol ve rafine ürün kalabileceğini belirtiyor. Bu miktar, İran’ın 2023 yılındaki ortalama günlük üretiminin (yaklaşık 2,5 milyon varil) yalnızca 20 günlük karşılığına denk geliyor.
İran’ın petrol ihracatında gözle görülür artış
TankerTrackers’ın uydu görüntüleri ve AIS (Otomatik Tanımlama Sistemi) verilerine dayanan analizi, İran’ın Haziran ortasından Eylül sonuna kadar her hafta ortalama 5-6 milyon varil ham petrol yüklediğini gösteriyor. Bu sevkiyatların büyük kısmı, yaptırımlara rağmen İran petrolü almaya devam eden Çin’in, Singapur ve Malezya üzerinden yapılan aktarmalı sevkiyatlarına yönlendirildi. İran’ın toplam ham petrol ve kondensat üretiminin günde 3,2 milyon varil civarında olduğu tahmin ediliyor. ABD’nin Haziran ayında uyguladığı geçici abluka, Trump döneminde başlatılan “maksimum baskı” politikasının bir parçasıydı. Ancak Biden yönetimi, İran’la nükleer müzakereleri yeniden başlatmak amacıyla bu önlemi kısmen gevşetti. İran Mehdi Sanayi Bakanı Abbas Aliabadi, “Yaptırımlara rağmen petrol ihracatımızı sürdürüyoruz. Hiçbir güç bizi durduramaz” açıklamasını yaptı.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları ve jeopolitik dengeler
İran’ın bu hızlı sevkiyatı, küresel petrol piyasalarında arz fazlası endişelerini beraberinde getirdi. Brent petrol fiyatları, İran’ın ihracat artışı haberiyle birlikte varil başına 3 dolar gerileyerek 82 dolar seviyesine indi. Uzmanlar, eğer ABD ablukayı yeniden başlatırsa, İran’ın elinde kalan 50 milyon varilin, ülkenin iç talebi ve stratejik rezervleri düşünüldüğünde yalnızca birkaç aylık bir tampon sağlayacağını belirtiyor. Bu durum, Tahran’ı nükleer müzakerelerde elini zayıflatabilir. Öte yandan, İsrail ve Suudi Arabistan, İran’ın bu ihracat artışından rahatsızlık duyuyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “İran’ın petrolden elde ettiği gelir, bölgedeki vekil güçlerini finanse ediyor” uyarısında bulundu. Suudi Arabistan ise ham petrol üretimini kısarak fiyatları desteklemeye çalışırken, İran’ın piyasaya ek arz sağlaması OPEC+ içinde gerilime yol açtı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak İran’daki bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Ankara, İran’dan doğal gaz ve petrol alımında ABD yaptırımlarına takılmamak için dikkatli bir denge politikası izliyor. Eğer ABD ablukayı yeniden başlatırsa, Türkiye’nin İran’dan yaptığı petrol alımları durabilir ve bu da enerji maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, İran’ın ihracat gelirlerinin azalması, iki ülke arasındaki ticaret hacmini (yıllık yaklaşık 10 milyar dolar) olumsuz etkileyebilir. Bölgesel istikrar açısından, İran’ın ekonomik sıkışıklığı, Suriye ve Irak’taki vekil güçlerine verilen desteği azaltabilir; bu da Türkiye’nin sınır güvenliği açısından kısa vadede olumlu bir gelişme olabilir. Ancak uzun vadede Tahran’ın daha agresif bir tutum takınması, Doğu Akdeniz ve Kafkaslar’daki dengeleri bozabilir.