ABD'de açıklanan tarım dışı istihdam verisi, piyasa beklentilerini adeta yerle bir etti. Beklenenin çok üzerinde gelen istihdam artışı, Federal Rezerv'in (Fed) 2026 yılında faiz artırımına gideceğine dair bahisleri güçlendirdi. Üstelik bu gelişme, İran'da devam eden savaşın küresel enflasyon üzerinde yarattığı baskıyla birleşince, merkez bankalarının önümüzdeki dönemde izleyeceği politikalar yeniden sorgulanmaya başlandı.
İstihdam Patlaması ve Faiz Artırımı Beklentileri
ABD Çalışma Bakanlığı'nın yayımladığı verilere göre, ekonomide beklentilerin oldukça üzerinde bir istihdam artışı kaydedildi. Piyasalar 200 bin civarında bir artış beklerken, gelen rakam 350 bini aştı. Bu durum, ekonominin hâlâ oldukça güçlü olduğunu ve soğumaya yanaşmadığını gösteriyor. Güçlü işgücü piyasası, ücret enflasyonunu da beraberinde getirerek fiyat istikrarını tehdit ediyor.
Fed yetkilileri, faiz indirimlerine ancak enflasyonun hedef olan yüzde 2'ye kalıcı olarak yaklaştığına ikna olduklarında başlayabileceklerini defalarca vurgulamıştı. Ancak son istihdam verisi, bu hedefe ulaşmanın sanıldığından daha uzun sürebileceğini ortaya koyuyor. Piyasalar, Fed'in 2025 yılı sonuna kadar faiz indirimine gitme ihtimalini neredeyse sıfırlarken, 2026'da bir faiz artırımı olasılığını fiyatlamaya başladı. Bu durum, tahvil faizlerinde yükselişe ve dolar endeksinde değer kazanmaya neden oldu.
İran Savaşı ve Küresel Enflasyon Riski
İstihdam verisinin yanı sıra, jeopolitik gelişmeler de enflasyon riskini artırıyor. İran'da devam eden savaş, enerji fiyatlarında oynaklığı artırmış durumda. İran'ın petrol ihracatındaki düşüş ve ticaret yollarının tehdit altında olması, küresel emtia fiyatlarını yukarı çekiyor. Özellikle ham petrol fiyatlarındaki artış, üretim maliyetlerini ve nihai tüketici fiyatlarını doğrudan etkiliyor.
Analistler, İran savaşının küresel enflasyon üzerinde kalıcı bir baskı oluşturabileceğini belirtiyor. Savaşın uzaması halinde, tedarik zincirlerinde yaşanacak aksaklıkların da eklenmesiyle enflasyonun hedeflenen seviyelere düşmesinin daha da zorlaşacağı ifade ediliyor. Bu durum, başta Fed olmak üzere tüm büyük merkez bankalarının para politikasını sıkılaştırmaya devam etmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD faizlerinin yükselmesi, gelişmekte olan ülkeler için sermaye çıkışı riskini artırır. Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ekonomilerde, küresel faizlerin yükselmesi, borçlanma maliyetlerini artırarak büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran savaşının enerji fiyatlarını yukarı çekmesi, Türkiye'nin enerji ithalatı faturasını kabartarak cari açığı genişletebilir. Bu iki faktör, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz politikasını daha da karmaşık hale getiriyor; TCMB, bir yandan enflasyonla mücadele ederken diğer yandan küresel şartların zorladığı sıkılaşmayı yönetmek zorunda kalacak.