DALLAS — ABD'de Cumhuriyetçi Parti, 11 Eylül saldırılarının 25. yıldönümünü, sol eğilimli Demokratları ve destekçilerini hedef almak için bir siyasi malzeme olarak kullanmaya başladı. Yaklaşan ara seçimlerde sayısı giderek artan yarışlarda Cumhuriyetçi adaylar, terör saldırılarının yıldönümünü, rakiplerini "terörizme göz yummakla" veya "Amerika karşıtı olmakla" suçlamak için bir fırsata dönüştürüyor. Axios'un haberine göre, parti içindeki bu söylem, seçim kampanyalarının merkezine yerleşmiş durumda.
11 Eylül'ün siyasi istismarı: Arka plan
11 Eylül 2001 saldırıları, ABD tarihinde derin izler bırakan bir trajedi olarak, yıllardır ulusal birlik ve yas günü olarak anılıyor. Ancak son yıllarda bu gün, siyasi kutuplaşmanın bir aracı haline gelmeye başladı. Cumhuriyetçiler, özellikle 2026 ara seçimleri öncesinde, "solcu Demokratlar" olarak tanımladıkları kesimleri, terörle mücadelede yetersiz kalmakla veya radikal İslamcı gruplara sempati duymakla ilişkilendirmeye çalışıyor. Bu strateji, seçmen nezdinde güvenlik ve vatanseverlik duygularını harekete geçirmeyi amaçlıyor.
Axios'un aktardığına göre, Cumhuriyetçi adaylar, kampanya reklamlarında ve mitinglerde 11 Eylül görüntülerine yer vererek, Demokrat rakiplerini "Amerika'yı zayıflatmakla" suçluyor. Özellikle İslamofobi ve göçmen karşıtlığı üzerinden yürütülen bu söylem, bazı eyaletlerde yankı buluyor. Demokratlar ise bu tür saldırıları "siyasi fırsatçılık" olarak nitelendiriyor ve ulusal güvenliğin partizan bir mesele haline getirilmesinden rahatsız.
11 Eylül saldırılarının ardından başlatılan "Teröre Karşı Savaş" döneminde, her iki parti de askeri müdahaleleri ve güvenlik önlemlerini desteklemişti. Ancak yıllar içinde Demokratlar, Irak Savaşı gibi konularda daha eleştirel bir tutum takındı. Cumhuriyetçiler ise bu eleştirileri, "teröristleri desteklemek" olarak yansıtmaya çalışıyor. Bu durum, 11 Eylül'ün nasıl hatırlanacağı konusunda da bir kültür savaşına dönüşmüş durumda.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'deki bu iç siyasi tartışma, küresel ölçekte de yankı uyandırıyor. 11 Eylül saldırıları, sadece ABD'yi değil, Avrupa'dan Orta Doğu'ya kadar geniş bir coğrafyayı etkileyen güvenlik politikalarının başlangıcıydı. NATO'nun 5. Madde'sinin ilk kez uygulanması, Afganistan müdahalesi ve Irak Savaşı gibi gelişmeler, bu dönemin ürünü. Dolayısıyla ABD'de 11 Eylül'ün siyasi amaçlarla kullanılması, transatlantik ilişkilerde ve küresel terörle mücadele iş birliğinde de yansımalar yaratabilir.
Avrupa'da aşırı sağ partiler, benzer şekilde 11 Eylül'ü İslam karşıtı söylemlerini meşrulaştırmak için kullanıyor. ABD'deki Cumhuriyetçi strateji, bu tür gruplara da cesaret verebilir. Öte yandan, ABD'nin kendi içinde yaşadığı kutuplaşma, dış politikada tutarlılık sorununu da beraberinde getiriyor. Müttefikler, Washington'un güvenlik taahhütlerinin partizan dalgalanmalardan ne kadar etkileneceğini sorguluyor.
Orta Doğu'da ise ABD'nin 11 Eylül sonrası politikaları, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdi. Irak'ın işgali, Suriye iç savaşı ve DEAŞ'ın yükselişi gibi gelişmeler, bu dönemin doğrudan sonuçları. Şimdi ABD'de 11 Eylül'ün bir seçim malzemesi haline gelmesi, bölge halklarında "ABD'nin samimiyetsizliği" algısını güçlendirebilir.
Türkiye açısından bakıldığında, 11 Eylül sonrası dönem, Türk-Amerikan ilişkilerinde inişli çıkışlı bir seyir izledi. 2003'te Irak'a asker gönderme tezkeresinin reddedilmesi, iki ülke arasında güven bunalımı yarattı. Ancak terörle mücadelede iş birliği, özellikle PKK ve DEAŞ'a karşı, zaman zaman gündeme geldi. ABD'deki bu tartışma, Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerinde yeni bir belirsizlik yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de Cumhuriyetçilerin 11 Eylül'ü solcu Demokratlara saldırmak için kullanması, Türk dış politikası açısından doğrudan bir sonuç doğurmasa da, ABD'nin iç siyasetindeki kutuplaşmanın dış politikaya yansımaları önemli. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde istikrar arıyor; ancak Washington'daki partizan çekişmeler, özellikle savunma iş birlikleri ve terörle mücadele konularında belirsizlik yaratabilir. 11 Eylül sonrası dönemde Türkiye, terörle mücadelede ABD'den yeterli desteği alamadığını sık sık dile getirdi. Bu tür siyasi istismarlar, ABD'nin güvenlik taahhütlerine olan güveni sarsabilir. Ayrıca, İslam karşıtı söylemlerin güçlenmesi, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabilir. Türkiye, dengeli bir dış politika izleyerek bu tür gelişmeleri yakından takip etmeli.