ABD ile Çin arasındaki son zirve, iki süper güç arasındaki gerilimin kısa vadede azalmayacağını bir kez daha ortaya koydu. Japonya, bu rekabetin en yakın tanıklarından biri olarak, hem Asya-Pasifik’teki güvenlik dengelerinin hem de ticaret ilişkilerinin derinden etkileneceğini düşünüyor. Özellikle Tayvan, Güney Çin Denizi ve teknoloji rekabeti gibi başlıklarda uzlaşma sağlanamaması, bölge ülkelerini daha temkinli bir politika izlemeye itiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Zirveden Çıkan Mesaj
ABD Başkanı Joe Biden ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında San Francisco’da gerçekleşen zirve, kamuoyunda bir miktar iyimserlik yaratmıştı. Ancak iki liderin açıklamaları, temel anlaşmazlıkların sürdüğünü gösteriyor. ABD, Çin’in Tayvan’a yönelik askeri baskısını artırmasından rahatsızlığını dile getirirken; Çin, ABD’nin Indo-Pasifik ittifaklarını (AUKUS, Quad) güçlendirmesini ‘çevreleme stratejisi’ olarak nitelendiriyor. Japonya Başbakanı Kişida Fumio, zirve sonrası yaptığı açıklamada, ‘ciddi farklılıkların devam ettiğini’ ve müttefiki ABD’nin caydırıcılık kapasitesini artırması gerektiğini vurguladı.
Tokyo yönetimi, özellikle Tayvan’ın statükosunun korunması konusunda ABD ile aynı çizgide. Japonya’nın Tayvan’a yakın adaları (Yonaguni gibi) savunma amaçlı güçlendirmesi, Çin tarafından provokasyon olarak algılanıyor. Aynı zamanda, teknoloji alanında çip ve yapay zeka yarışı, Japonya’yı ABD’nin yanında konumlandırıyor. Tokyo, Çin’e yarı iletken ihracatına yönelik kısıtlamaları ABD ile uyumlu hale getirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Asya-Pasifik’te Yeni Denge Arayışı
ABD-Çin rekabeti, Asya-Pasifik ülkelerini bir tercih yapmaya zorluyor. Japonya, Güney Kore, Avustralya gibi ABD müttefikleri; Güneydoğu Asya ülkeleri (ASEAN) ise daha tarafsız bir çizgi izlemeye çalışıyor. Ancak Çin’in ekonomik ağırlığı ve Kuşak ve Yol Girişimi, bu ülkeleri Çin’e bağımlı kılıyor. Zirveden somut bir anlaşma çıkmaması, bölgedeki belirsizliği artırdı.
Öte yandan, iklim değişikliği ve nükleer silahların kontrolü gibi konularda işbirliği sinyalleri verilse de, bunlar güven meselelerinin gölgesinde kaldı. Uzmanlar, iki ülke arasındaki rekabetin 2024 ABD başkanlık seçimleri sonrası daha da keskinleşebileceğini belirtiyor. Japonya, bu süreçte kendi savunma harcamalarını artırarak ve Pasifik Adaları’na kalkınma yardımı yaparak etki alanını genişletmeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin gerilimi, küresel tedarik zincirlerini ve enerji piyasalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Çin ile artan ticaret hacmi ve ‘Kuşak ve Yol’ projelerindeki konumu nedeniyle bu rekabeti yakından izlemeli. Özellikle teknoloji transferi ve yatırım konularında Ankara’nın iki ülke arasında denge politikası izlemesi, kısa vadede avantaj sağlayabilir. Ancak Asya-Pasifik’teki güvenlik krizlerinin NATO’yu da ilgilendirmesi durumunda, Türkiye’nin müttefiklik bağları gündeme gelebilir. Bu nedenle, Türk dış politikası için hem ekonomik fırsatları hem de güvenlik risklerini aynı anda yönetmek kritik önem taşıyor.