2024 yılında Michael Swaine, "Amerika Birleşik Devletleri ve Çin Arasında Savaşa Sürüklenmeyi Nasıl Durdururuz?" başlıklı makalesinde iki ülke arasında silahlı çatışma olasılığını artırabilecek alanları tespit etmişti. İki yıl sonra, Başkan Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki son görüşmelerin ardından, bu endişeler yeniden gündeme geldi. Swaine'in işaret ettiği Tayvan, Güney Çin Denizi, ticaret savaşları ve teknoloji rekabeti gibi kriz noktaları, hâlâ çözüm bekliyor.
Gelişmenin Arka Planı: Stratejik Güvensizlik ve İstikrar Arayışı
Swaine'in 2024'te yayımlanan analizi, ABD ve Çin arasında yanlış hesaplamalar ve kazara çatışma riskini azaltmak için somut adımlar atılması gerektiğini vurgulamıştı. O dönemde önerilenler arasında askeri diyalog kanallarının yeniden açılması, kriz yönetimi mekanizmalarının güçlendirilmesi ve nükleer alanda stratejik istikrar görüşmeleri yer alıyordu. Ancak iki yıl içinde bu önerilerin çok azı hayata geçirildi. Trump yönetiminin ticaret savaşları ve teknoloji yaptırımları derinleşirken, Biden döneminde başlatılan bazı diplomatik temaslar kesintiye uğradı. Avustralya, İngiltere ve ABD arasındaki AUKUS paktı ile Quad ittifakı, Çin'in güvenlik çevrelemesi olarak algılandı ve karşı önlemleri tetikledi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Tayvan ve Güney Çin Denizi Kilitliyor
Swaine'nin en çok uyardığı alanlardan biri Tayvan meselesiydi. Tayvan'ın statükosu, ABD'nin ada savunması taahhütleri ve Çin'in birleşme hedefi arasında sıkışmış durumda. Tayvan Boğazı'nda artan askeri tatbikatlar ve Çin savaş uçaklarının ada çevresindeki uçuşları, çatışma riskini yükseltiyor. Güney Çin Denizi'ndeki ada inşaatları ve askerileşme, bölgesel deniz ticareti için tehdit oluşturuyor. ABD'nin müttefikleri Filipinler ve Japonya ile ortak devriyeleri, Çin'in "ülke egemenliği" söylemiyle çatışıyor. Küresel boyutta ise nükleer silahlanma yarışı ve yapay zekâ savaş sistemleri gibi yeni teknolojiler, stratejik istikrarı daha da kırılgan hale getiriyor. İki ülke arasındaki rekabet, iklim değişikliğiyle mücadele ve pandemi hazırlığı gibi küresel sorunlarda iş birliğini de engelliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin rekabeti, Türkiye'nin Asya-Pasifik ve Avrasya dengelerini doğrudan etkiliyor. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile müttefiklik ilişkisini sürdürürken, Çin ile ekonomik bağlarını derinleştiriyor. Bu iki güç arasında bir çatışma, Türkiye'yi hem güvenlik hem de ticaret açısından zorlayabilir. Özellikle Orta Asya ve Kafkaslar'da Çin'in Kuşak ve Yol projesi ile Türkiye'nin Orta Koridor girişimleri arasında iş birliği fırsatları bulunuyor. Ancak gerilim tırmanırsa, Türkiye enerji ticareti ve savunma sanayii için kritik olan bu bölgelerde istikrarsızlıkla karşılaşabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Tayvan ile ticari ilişkileri ve Güney Çin Denizi'ndeki seyrüsefer özgürlüğüne verdiği önem, bu denklemde dikkatle yönetilmesi gereken unsurlar arasında. Sonuç olarak, Ankara'nın hem ABD hem de Çin ile dengeli bir ilişki sürdürmesi, bölgesel çıkarları için hayati önem taşıyor.