Geçtiğimiz ay bir araya gelen ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, iki ülke arasındaki derin ekonomik bağımlılığın farkında olduklarını gösterdi. Zirvede, taraflar birbirlerine zarar vermenin kendi şirketlerine, tüketicilerine, finans piyasalarına ve inovasyon ekosistemlerine de zarar vereceğini kabul etti. Bu farkındalık, ABD-Çin ilişkilerinde yeni bir dönemin habercisi olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin arka planı
Trump ve Xi arasındaki son zirve, iki süper güç arasındaki ticaret savaşlarının ve teknolojik rekabetin tırmandığı bir dönemde gerçekleşti. ABD, Çin'e yönelik tarifeler ve teknoloji transferi kısıtlamalarıyla Çin'in yükselişini yavaşlatmayı hedeflerken, Çin de kendi yerli teknoloji şirketlerini destekleyerek dışa bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. Ancak zirvede yapılan açıklamalar, her iki liderin de bu politikaların sınırlarının farkında olduğunu ortaya koydu. Trump, 'Aynı gemideyiz' derken, Xi de 'Karşılıklı bağımlılık kaçınılmaz' ifadelerini kullandı.
Ekonomik veriler de bu bağımlılığı teyit ediyor. ABD-Çin ticaret hacmi 2023'te 600 milyar doları aşarken, ABD merkezli şirketlerin Çin'deki doğrudan yatırımları 1 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Çin'in ABD hazine tahvili portföyü ise 1,1 trilyon doları buluyor. Bu rakamlar, bir kopuşun her iki ülkeye de ağır maliyetler getireceğini gösteriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD-Çin ilişkilerindeki bu gelişme, küresel ticaret ve teknoloji dengesini etkiliyor. İki ülke arasındaki işbirliği, dünya ekonomisinin büyüme hızını belirleyen temel faktörlerden biri. Eğer tansiyon düşerse, tedarik zincirleri istikrara kavuşabilir ve küresel ticaret canlanabilir. Ancak rekabetin devam etmesi halinde, diğer ülkelerin ABD ve Çin arasında denge kurması zorlaşacak. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, iki dev arasında sıkışma riskiyle karşı karşıya. Zirvede varılan mutabakat, tarafların en azından diyaloğu sürdürme niyetinde olduğunu gösteriyor ki bu da küresel ekonomik istikrar için olumlu bir işaret.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ve Çin arasındaki bu denge arayışında stratejik bir konumda bulunuyor. Bir yandan NATO üyesi olarak ABD ile güvenlik bağları sürerken, diğer yandan Çin ile artan ticaret hacmi ve Kuşak ve Yol Girişimi'ndeki rolü öne çıkıyor. ABD-Çin arasındaki gerilimin azalması, Türkiye'nin iki ülkeyle de dengeli ilişkiler yürütmesini kolaylaştırabilir. Ancak ekonomik kopuş durumunda Türkiye, tedarik zincirlerinde yeniden konumlanma fırsatı yakalayabilir. Türkiye'nin bu süreçte kendi teknolojik bağımsızlığını güçlendirmesi ve çok yönlü dış politika izlemesi kritik önem taşıyor.