ABD'nin toplam ulusal borcu, 40 trilyon dolar gibi kritik bir eşiğe ulaşmak üzere. Bank of America'nın baş hisse senedi stratejisti Michael Hartnett, bu eşiğin 2029 yılına kadar aşılacağını ve borcun kısa süre içinde 50 trilyon dolara ulaşacağını öngörüyor. Bu durum, yatırımcıların tahvil yerine hisse senedine yönelmesine neden oluyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD'nin ulusal borcu, federal hükümetin birikmiş açıklarının toplamıdır. Covid-19 salgını sırasında uygulanan devasa teşvik paketleri ve artan faiz oranları, borcun hızla artmasına yol açtı. 2023'te 34 trilyon doları aşan borç, 2024'te 36 trilyona ulaştı. Son verilere göre borç, 2025 ortalarında 40 trilyon dolara dayanmış durumda.
Bank of America analisti Michael Hartnett, bu eğilimin devam edeceğini ve borcun 2029 yılına kadar 50 trilyon dolara ulaşacağını belirtiyor. Hartnett, bu durumun yatırımcıların portföylerini yeniden şekillendirmesine neden olduğunu söylüyor. "Borç yükü arttıkça, tahvil getirileri baskılanıyor ve hisse senetleri cazip hale geliyor" diyor.
ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz politikaları da bu süreci etkiliyor. Yükselen faizler, borçlanma maliyetlerini artırırken, ekonomik büyümeyi yavaşlatıyor. Uzmanlar, bu durumun uzun vadede sürdürülemez olduğunu ve mali disiplin gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin artan borcu, küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Doların rezerv para olması nedeniyle, ABD borçlanması dünya genelindeki faiz oranlarını ve sermaye akışlarını etkiliyor. Gelişmekte olan ülkeler, ABD'deki faiz artışlarından olumsuz etkilenebiliyor. Ayrıca, borcun sürdürülebilirliği konusundaki endişeler, küresel piyasalarda dalgalanmalara yol açabiliyor.
ABD Hazine Bakanlığı'nın tahvil ihraçları, küresel yatırımcılar tarafından yakından takip ediliyor. Özellikle Çin ve Japonya gibi büyük alacaklılar, ABD borcundaki artışı yakından izliyor. Uzmanlar, borç artışının uzun vadede doların değerini olumsuz etkileyebileceğini ve alternatif rezerv para arayışlarını hızlandırabileceğini belirtiyor.
Küresel finansal sistemdeki bu gelişmeler, yatırımcıların risk iştahını etkiliyor. Hisse senedi piyasaları, tahvillere göre daha avantajlı görünürken, gelişmekte olan ülkelerin para birimleri baskı altında kalabiliyor. Bu durum, uluslararası ticaret dengesini ve sermaye hareketlerini değiştirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin artan borcu, Türkiye ekonomisi için dolaylı etkiler barındırıyor. Türkiye'nin dış borç stoku ve döviz rezervleri, ABD faiz politikalarından etkileniyor. ABD'deki faiz artışları, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına yol açarak Türk lirası üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca, ABD borçlanmasının artması, küresel likidite koşullarını sıkılaştırabilir ve Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını zorlaştırabilir. Uzmanlar, Türkiye'nin makroekonomik istikrarı sağlamak için mali disiplini güçlendirmesi gerektiğini vurguluyor. Bu gelişmeler, Türk yatırımcıları için de önemli; ABD hisse senetlerine yönelim, portföy çeşitlendirmesi açısından fırsatlar sunabilir.