Londra borsasında işlem gören beyaz şeker vadeli işlem sözleşmeleri, art arda üçüncü haftasında da yükseliş kaydetti. Bu durum, küresel arzın sıkılaşacağı endişeleriyle rafinaj marjlarını belirgin şekilde artırdı. Piyasa analistleri, özellikle Güneydoğu Asya ve Güney Amerika'daki üretim kayıplarının etkisiyle fiyatların önümüzdeki aylarda daha da yükselebileceğini belirtiyor. Söz konusu yükseliş, şeker ithalatçısı ve ihracatçısı ülkelerin ticaret politikalarını da yakından ilgilendiriyor.
Arz Sıkıntısı ve Fiyat Artışının Arkasındaki Nedenler
Beyaz şeker fiyatlarındaki bu yükselişin ana nedenleri arasında, dünyanın en büyük şeker üreticilerinden Brezilya'da yaşanan kuraklık ve Hindistan'da hükümetin ihracat kısıtlamalarına gitmesi yer alıyor. Brezilya'nın orta-güney bölgesinde şeker kamışı hasadının geçen yıla oranla düşük kalması, küresel piyasada arz beklentilerini aşağı çekti. Ayrıca, Tayland'da da üretimin beklenenin altında gerçekleşmesi, stokların azalacağı yönündeki endişeleri güçlendiriyor. Bu gelişmeler, rafinerilerin hammadde bulma maliyetlerini artırırken, rafinaj marjlarının da genişlemesine yol açıyor. Londra'da Ağustos vadeli beyaz şeker kontratı, haftalık bazda yaklaşık %4 değer kazanarak ton başına 550 doların üzerine çıktı. Analistler, bu eğilimin devam edebileceğini ancak olası bir arz artışının veya talep düşüşünün fiyatları dengeleyebileceğini ifade ediyor.
Öte yandan, küresel şeker piyasasında etkili olan bir diğer faktör ise enerji fiyatları. Etanol üretiminin şeker üretimine kıyasla daha karlı hale gelmesi, Brezilya'daki fabrikaların şeker kamışını etanole yönlendirmesine neden oluyor. Bu da beyaz şeker arzını daha da daraltıyor. Uluslararası Şeker Örgütü (ISO) verilerine göre, 2024/25 sezonunda küresel şeker açığının 2 milyon tonun üzerinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bu durum, gıda enflasyonuyla mücadele eden gelişmekte olan ülkeler için ek bir yük oluşturuyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Şeker fiyatlarındaki artış, yalnızca üretici ülkeleri değil, aynı zamanda ithalatçı ülkeleri de yakından ilgilendiriyor. Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri, gıda ithalatında büyük ölçüde dışa bağımlı oldukları için bu fiyat artışlarından olumsuz etkileniyor. Mısır, Cezayir ve Nijerya gibi ülkelerde şeker fiyatlarının yükselmesi, iç piyasalarda fiyat artışlarına ve sosyal huzursuzluklara yol açabilir. Avrupa Birliği'nde ise şeker üretimi kotasının kaldırılmasının ardından üretim miktarı değişkenlik gösteriyor; ancak iç talebin büyük bir kısmı halen ithalatla karşılanıyor. AB'nin yanı sıra ABD de şeker ithalatçısı konumunda ve fiyat artışları bu ülkelerde gıda enflasyonunu tetikleyebilir. Küresel ölçekte ise şeker fiyatlarındaki bu yükseliş, gıda fiyat endekslerine de yansıyor; Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) gıda fiyat endeksi, aralık ayındaki artışlarla birlikte son iki yılın en yüksek seviyesine yaklaştı.
Uzmanlar, küresel şeker piyasasının önümüzdeki dönemde iklim değişikliğinin etkileri, enerji politikaları ve ticaret kısıtlamaları nedeniyle dalgalı bir seyir izleyeceğini öngörüyor. Özellikle El Nino etkisinin Asya'daki yağış rejimini değiştirmesi, Hindistan ve Tayland'daki üretim üzerinde belirsizlik yaratıyor. Hindistan hükümeti, iç fiyat istikrarını korumak amacıyla ihracatı sınırlandırma politikasını sürdürüyor; bu da dünya piyasasındaki arzı daha da kısıtlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, şeker üretiminde kendi kendine yeterli bir ülke olmasına rağmen, küresel fiyat artışları iç piyasayı dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. ve özel sektör üreticileri, hammadde maliyetlerindeki artış nedeniyle üretim maliyetlerinin yükseleceğini, bunun da şekerli ürünlerin fiyatına yansıyabileceğini belirtiyor. Ayrıca, Türkiye enerji ithalatçısı konumunda olduğu için küresel enerji fiyatlarındaki artış, üretim maliyetlerini daha da artırabilir. Ancak Türkiye'nin kota sistemi ve iç piyasa düzenlemeleri sayesinde şeker fiyatlarında aşırı dalgalanmaların önüne geçilebileceği öngörülüyor. Yine de dünya şeker piyasasındaki bu gelişmeler, özellikle gıda enflasyonuyla mücadele eden Türkiye ekonomisi için yakından takip edilmesi gereken bir konu olarak öne çıkıyor.