ABD'nin İran'a yönelik uyguladığı kapsamlı ekonomik abluka, ülke ekonomisini derinden sarsıyor. Petrol ihracatının neredeyse durma noktasına gelmesi, bankacılık sisteminin uluslararası işlemlerden tecrit edilmesi ve art arda gelen yaptırımlar, İran riyalinin hızla değer kaybetmesine ve enflasyonun yüzde 50'leri aşmasına yol açtı. Ancak tüm bu ekonomik çöküşe rağmen İslam Cumhuriyeti rejimi ayakta kalmayı başarıyor. Uzmanlar, ekonominin daralmasının rejimi devirmeye yetmediğini, ancak halk üzerindeki baskıyı artırdığını belirtiyor.
Yaptırımların Gölgesinde İran Ekonomisi
ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından yeniden devreye giren yaptırımlar, İran'ın petrol ihracatını günlük 2,5 milyon varilden 500 bin varilin altına düşürdü. Bu durum, ülkenin en önemli gelir kaynağını kuruttu. İran Merkez Bankası verilerine göre, ekonomik büyüme son iki yılda negatif seyrediyor; işsizlik resmi rakamlara göre yüzde 12, gençler arasında ise yüzde 25'i aşıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), İran ekonomisinin 2020'de yüzde 6 oranında küçüldüğünü tahmin ediyor.
ABD'nin 2019'da uygulamaya koyduğu ve daha sonra sıkılaştırdığı yaptırımlar, İran'ın bankacılık sektörünü de vurdu. Ülke, uluslararası finans sisteminden büyük ölçüde koparıldı; ithalat ve ihracat için gerekli akreditifler açılamıyor, döviz transferleri yapılamıyor. Bu durum, ilaç ve tıbbi malzeme temininde ciddi sıkıntılara yol açtı. Gıda ve ilaç kıtlığı, özellikle alt gelir gruplarını ve kronik hastaları olumsuz etkiliyor.
Ekonomik daralma, toplumsal huzursuzluğu da beraberinde getirdi. Kasım 2019'da benzin fiyatlarına yapılan zamla patlak veren protestolar, güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle bastırıldı; olaylarda yüzlerce kişi hayatını kaybetti. 2022'de Mahsa Amini'nin gözaltında ölümüyle başlayan eylemler ise rejimin meşruiyetini daha da sarstı. Ancak bu protestolar da rejimi devirmeye yetmedi.
Rejimin Dayanıklılığı ve Bölgesel Dengeler
İran rejimi, ekonomik ablukaya rağmen ayakta kalmayı başarıyor. Bunun arkasında yatan faktörlerin başında, Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) ekonomideki ağırlığı ve baskıcı güvenlik aygıtı geliyor. IRGC, ülke ekonomisinin önemli bir bölümünü kontrol ediyor; inşaat, enerji, telekomünikasyon ve hatta gıda sektörlerinde faaliyet gösteriyor. Yaptırımlara rağmen bu yapı, rejimin kaynaklarını kontrol etmesini ve muhalefeti bastırmasını sağlıyor.
Ayrıca İran, yaptırımları delen ülkelerle ticaretini sürdürüyor. Çin, Hindistan, Rusya ve Türkiye gibi ülkeler, İran'la ticaret yapmanın yollarını arıyor. Özellikle Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda. İran, bu ülkelere petrol satışını sürdürerek döviz girdisi sağlıyor. Rusya ile ilişkiler ise son dönemde derinleşti; iki ülke, Batı yaptırımlarına karşı işbirliğini artırıyor.
Bölgesel olarak İran, nüfuz alanlarını korumaya çalışıyor. Suriye'de Beşar Esad rejimine verdiği destek, Lübnan'da Hizbullah üzerinden etkisini sürdürmesi, Irak'ta Şii milislerle ilişkileri ve Yemen'de Husilere verdiği destek, rejimin dış politikada elini güçlendiriyor. Ekonomik sıkıntılara rağmen İran, bölgesel aktör olma iddiasından vazgeçmiş değil. Ancak bu destekler, ülke ekonomisi üzerinde ek bir yük oluşturuyor.
ABD'nin "maksimum baskı" stratejisi, İran'ı nükleer programından vazgeçirmeyi ve bölgesel politikalarını değiştirmeyi hedefliyordu. Ancak bu strateji, istenen sonucu vermedi. İran, nükleer faaliyetlerini hızlandırdı; uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'a çıkardı. Bu da Batı ile yaşanan gerilimi artırdı. Uzmanlar, ekonomik ablukanın rejim değişikliği getirmediğini, aksine İran'ı daha saldırgan ve kendi kendine yeterli hale getirdiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ekonomisindeki daralma ve ABD yaptırımları, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, İran ile ticaretini sürdürmek istiyor; ancak ABD yaptırımları nedeniyle bankacılık işlemlerinde zorluk yaşıyor. İran'dan doğalgaz ithalatı, Türkiye'nin enerji güvenliği açısından kritik. Ayrıca, İran'da yaşanan ekonomik istikrarsızlık, sınır komşusu Türkiye için göç ve güvenlik riskleri barındırıyor. Türkiye, İran ile ilişkilerinde denge gözetmek zorunda: Bir yandan ABD yaptırımlarına uymak, diğer yandan komşusuyla ekonomik ve siyasi ilişkilerini korumak arasında sıkışmış durumda. Bölgesel istikrar için İran'ın ayakta kalması Türkiye'nin çıkarlarına hizmet edebilir; ancak rejimin baskıcı doğası ve nükleer programı endişe kaynağı olmaya devam ediyor.