11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçti. Saldırılar sırasında ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) içinde bulunan emekli ABD Donanması istihbarat subayı ve Uluslararası Casusluk Müzesi tarihçisi Mark Jacobson, o gün yaşadıklarını paylaştı. Jacobson, saldırı noktasına çok yakın olduğunu ve ailesine ulaşarak hayatta kaldığını bildirmekte büyük zorluk çektiğini anlattı. Saldırılar, ABD'nin ulusal güvenlik ve istihbarat politikalarında köklü değişimlere yol açtı; etkileri bugün de küresel düzeyde hissediliyor.
Saldırı Anı ve İstihbaratçının Tanıklığı
Mark Jacobson, 11 Eylül 2001 sabahı Pentagon'da görevliydi. American Airlines'a ait 77 sefer sayılı uçuşun binaya çarptığı sırada, çarpma noktasına yakın bir bölgedeydi. Patlama sonrası yaşanan kaosta, iletişim hatlarının çökmesi nedeniyle ailesine ulaşmakta zorlandı. O dönemde cep telefonu şebekeleri aşırı yüklenmiş, sabit hatlar da kesintiye uğramıştı. Jacobson, hayatta olduğunu bildirmek için saatlerce uğraştığını belirtti. Bu kişisel tanıklık, saldırının bireysel düzeyde yarattığı travmayı gözler önüne seriyor.
Jacobson'ın anlattıkları, saldırı sırasında Pentagon'da yaşanan panik ve belirsizlik ortamını yansıtıyor. Saldırıda 184 kişi hayatını kaybetti. Jacobson, olaydan sonra istihbarat kariyerine devam etti ve şu anda Uluslararası Casusluk Müzesi'nde tarihçi olarak görev yapıyor. Deneyimlerini, 11 Eylül'ün istihbarat dünyasına etkilerini anlatmak için kullanıyor.
11 Eylül'ün Küresel Güvenlik ve İstihbarat Üzerindeki Etkileri
11 Eylül saldırıları, ABD'nin ulusal güvenlik stratejisinde bir dönüm noktası oldu. Saldırıların ardından ABD, terörizmle mücadele kapsamında Afganistan'a askeri müdahalede bulundu ve Irak işgali gibi tartışmalı adımlar attı. İstihbarat toplama ve paylaşma mekanizmaları yeniden yapılandırıldı; 2004'te Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI) kuruldu. Vatan Güvenliği Bakanlığı (DHS) oluşturuldu ve PATRIOT Yasası gibi geniş yetkiler içeren yasalar çıkarıldı. Bu değişiklikler, bireysel özgürlükler ile güvenlik arasındaki dengeyi tartışmaya açtı.
Küresel düzeyde, birçok ülke istihbarat ve güvenlik yasalarını sıkılaştırdı. NATO, 2001'de tarihinde ilk kez 5. Madde'yi işleterek saldırıyı tüm üyelere yapılmış saydı. Türkiye de bu kapsamda Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü'ne (ISAF) asker gönderdi. 11 Eylül sonrası dönem, uluslararası ilişkilerde güvenlik odaklı bir yaklaşımın yükselişine tanıklık etti.
Yirmi Beş Yıl Sonra: Değişen Tehdit Algısı
Aradan geçen çeyrek asırda tehdit algısı dönüşmeye başladı. Devlet destekli terörizm ve radikal gruplar hâlâ önemli bir risk oluştururken, siber saldırılar, dezenformasyon ve hibrit savaş yöntemleri öne çıktı. ABD, 2021'de Afganistan'dan çekilerek askeri önceliklerini yeniden tanımladı. Büyük güç rekabeti, özellikle Çin ve Rusya ile ilişkilerde belirleyici oldu. 11 Eylül'ün mirası, istihbaratın önemini ve uluslararası işbirliğinin gerekliliğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül saldırıları, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika önceliklerini derinden etkiledi. Türkiye, NATO müttefiki olarak Afganistan'da ISAF kapsamında asker bulundurdu; 2003'te Irak'a asker gönderme tezkeresi TBMM'den geçmedi. Saldırı sonrası dönemde PKK gibi terör örgütlerine yönelik uluslararası baskı arttı. Ancak ABD'nin Irak işgali, bölgesel istikrarı bozarak Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırdı. Bugün Türkiye, istihbarat kapasitesini güçlendirerek hem terörizmle hem de yeni nesil tehditlerle mücadele ediyor. 11 Eylül'ün 25. yılı, güvenlik politikalarının gözden geçirilmesi için bir fırsat sunuyor.