ABD genelinde bugün, 11 Eylül 2001'de El Kaide tarafından gerçekleştirilen ve yaklaşık 3 bin kişinin hayatını kaybettiği terör saldırılarının 25. yıl dönümü anılıyor. Ülkenin dört bir yanında düzenlenen törenlerle saldırılarda yaşamını yitirenler rahmetle anılırken, New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'nin bulunduğu alanda (Ground Zero), Pentagon'da ve Pennsylvania'daki Shanksville'de kurbanların isimleri okundu. Başkan Joe Biden, yaptığı açıklamada "Birlik olursak daha güçlüyüz" mesajı verdi. Anma etkinlikleri, saldırıların ardından başlatılan "teröre karşı savaş" döneminin bilançosunu da yeniden gündeme taşıdı.
11 Eylül sonrası dönüşüm: Güvenlik, gözetim ve dış politika
11 Eylül saldırıları, ABD'nin iç ve dış politikasında köklü değişimlere yol açtı. Saldırıların hemen ardından dönemin Başkanı George W. Bush yönetimi, Afganistan'a askeri müdahale başlatarak El Kaide ve Taliban hedeflerini vurdu. 2003 yılında ise Irak işgali gerçekleşti; ancak bu müdahale, kitle imha silahlarının bulunamaması nedeniyle uluslararası alanda ciddi eleştiriler aldı. Bu süreçte ABD, "teröre karşı küresel savaş" doktrinini benimseyerek birçok ülkede askeri operasyonlar düzenledi, gözetim yasalarını sıkılaştırdı. 2001'de çıkarılan Vatanseverlik Yasası (Patriot Act) ile iletişimin izlenmesi ve istihbarat paylaşımı genişletildi; İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) kuruldu. Ancak bu dönemde Guantanamo Körfezi'ndeki tutukluluk kampı ve işkence iddiaları, ABD'nin insan hakları sicilini uluslararası arenada zedeledi.
25 yıl sonra ABD, Afganistan'dan 2021'de tamamen çekildi; Irak'taki askeri varlığını ise büyük ölçüde azalttı. Buna rağmen terör tehdidi algısı, özellikle istihbarat ve savunma bütçelerinde belirleyici olmaya devam ediyor. Son yıllarda ise tehdit yönü değişti: Aşırı sağcı gruplar ve iç terörizm, FBI'ın öncelikli hedefleri arasında. 6 Ocak 2021'deki Kongre baskını, iç tehdidin boyutunu gözler önüne serdi. Uzmanlar, 11 Eylül sonrası alınan önlemlerin bir kısmının demokratik özgürlükleri kısıtladığını, ancak güvenlik açısından da bazı kazanımlar sağladığını belirtiyor.
Siyasi gündem: Seçim haritası ve medya baskısı tartışmaları
Anma törenlerinin gölgesinde ABD iç siyaseti de hareketli. Yüksek Mahkeme, Missouri eyaletinin Cumhuriyetçi Parti tarafından çizilen seçim haritasını reddetti. Karar, eyaletin yeni kongre bölgelerinin belirlenmesinde önemli bir adım olarak görülüyor; Cumhuriyetçiler, 2022 ara seçimleri öncesinde harita avantajı sağlamayı hedefliyordu. Mahkemenin kararı, seçim bölgelerinin adil temsil ilkesine uygunluğu tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Bu gelişme, 2020 nüfus sayımı sonrası eyaletlerde yaşanan yeniden sınırlandırma sürecinin bir parçası. Demokratlar, kararı "demokrasi için bir zafer" olarak nitelerken, Cumhuriyetçiler, Yüksek Mahkeme'nin kararını siyasi bulduklarını açıkladı.
Öte yandan, ünlü talk-show sunucusu Jimmy Kimmel, Federal İletişim Komisyonu'nu (FCC) kendisine yönelik tehdit etmekle suçladı. Kimmel, programında FCC'nin kendisini yayından kaldırmakla tehdit ettiğini öne sürdü. FCC'den yapılan açıklamada ise iddialar reddedildi. Bu tartışma, ABD'de medya özgürlüğü ve düzenleyici kurumların baskısı konusundaki hassasiyetleri artırdı. Cumhuriyetçi Ulusal Komite'nin (RNC) ara seçimler öncesi düzenlediği orta dönem kongresi de sona erdi; kongrede parti içi birlik mesajları verildi ve 2022 stratejileri masaya yatırıldı. Ekonomik belirsizlik ve enflasyon, seçmenin gündeminde ilk sırada yer alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül'ün 25. yıl dönümü, Türkiye-ABD ilişkilerinde güvenlik iş birliğinin tarihsel seyrini hatırlatıyor. Saldırılar sonrası Türkiye, NATO müttefiki olarak Afganistan'daki ISAF misyonuna katıldı; ancak Irak işgali 2003'te iki ülke arasında ciddi bir krize yol açtı. Bugün Suriye ve Irak'ta PKK/YPG ile mücadele, ABD ile yaşanan temel anlaşmazlık olmayı sürdürüyor. ABD'nin YPG'ye verdiği destek, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını artırıyor. Öte yandan, 11 Eylül sonrası dönemde Türkiye, terörle mücadelede istihbarat paylaşımı ve operasyonel iş birliği açısından önemli bir ortak oldu. Ancak son yıllarda ABD'nin iç siyasetindeki dalgalanmalar ve yükselen izolasyonizm, Türkiye'nin stratejik özerkliğini güçlendirme arayışını beraberinde getirdi. ABD'deki seçim haritası tartışmaları ve medya baskısı, ülkenin iç istikrarına dair soru işaretleri yaratırken, Türkiye için Washington ile dengeli ve öngörülebilir bir ilişki kurmak her zamankinden daha kritik.