Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Perşembe günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na önceden kaydedilmiş bir video mesajla seslenerek İsrail'i Gazze'de "soykırım savaşı" yürütmekle suçladı. Abbas, Filistin halkının "tarihinin en tehlikeli aşamalarından biriyle" karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu. Konuşmanın canlı yapılamamasının nedeni, Washington'un Filistin heyetine vize vermemesi oldu.
Arka Plan: Vize Engeli ve Diplomatik Kriz
Abbas'ın konuşması, normal koşullarda New York'taki BM Genel Merkezi'nde bizzat yapılacaktı. Ancak ABD yönetiminin Filistin heyetine vize vermemesi üzerine Filistin tarafı, konuşmayı önceden kaydederek Genel Kurul'a sunmak zorunda kaldı. Bu durum, ABD-Filistin ilişkilerinde yeni bir gerilim hattı oluşturdu. Washington, vize kararının gerekçesini açıklamazken, Filistin yönetimi kararı "siyasi" olarak nitelendirdi.
Abbas konuşmasında, Gazze'deki insani durumun her geçen gün daha da kötüleştiğini vurguladı. İsrail'in askeri operasyonlarının sivil altyapıyı hedef aldığını, hastanelerin, okulların ve barınma merkezlerinin vurulduğunu belirtti. Filistin lideri, uluslararası toplumun sessizliğinin "suça ortaklık" anlamına geldiğini savundu.
Abbas, BM Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmada, Filistin halkının yaşadığı acıların sadece bölgesel değil, küresel bir vicdan sorunu olduğunu ifade etti. "Bugün Gazze'de yaşananlar, insanlığın ortak hafızasına kara bir leke olarak kazınacaktır" diyen Abbas, uluslararası kurumların etkisizliğinden yakındı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Abbas'ın suçlamaları, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarının uluslararası hukuk açısından sorgulandığı bir döneme denk geldi. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcılığı, Gazze'de işlenen olası savaş suçlarına ilişkin soruşturma yürütüyor. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail aleyhine açtığı soykırım davası ise devam ediyor. Abbas'ın "soykırım" ifadesi, bu hukuki süreçlerle paralellik taşıyor.
Bölgesel düzeyde, Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen ateşkes görüşmeleri sonuçsuz kalmış durumda. Lübnan sınırında Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar da tırmanma riski taşıyor. İran, Suriye ve Yemen'deki İran destekli grupların İsrail'e yönelik eylemleri, savaşın bölgeye yayılma olasılığını artırıyor. Abbas'ın BM konuşması, Filistin davasını yeniden uluslararası gündemin merkezine taşımayı amaçlıyor.
ABD'nin vize engeli, Batı'nın Filistin konusundaki tutumunda çifte standart eleştirilerini beraberinde getirdi. Avrupa Birliği ülkeleri arasında da İsrail'e yönelik eleştiriler artmakta; ancak somut yaptırım adımları konusunda birlik sağlanamıyor. Rusya ve Çin, Filistin'in BM'deki statüsünün güçlendirilmesi çağrısını yinelerken, ABD veto yetkisini kullanmaya devam ediyor.
Filistin yönetimi, Abbas sonrası dönemde liderlik sorunu yaşıyor. 88 yaşındaki Abbas'ın konuşması, hem iç kamuoyuna hem de uluslararası topluma hitap ederken, Filistin siyasetindeki bölünmüşlüğü de gözler önüne seriyor. Hamas ile Fetih arasındaki uzlaşmazlık, Filistin'in tek sesle temsil edilmesini engelliyor. Abbas'ın BM sahnesini kullanması, bu bölünmüşlüğe rağmen Filistin davasının uluslararası meşruiyetini koruma çabası olarak okunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır dış politikasının merkezine yerleştirmiş durumda. Abbas'ın BM'de yaptığı bu konuşma, Ankara'nın Gazze'deki insani krize yönelik eleştirilerini ve ateşkes çağrılarını güçlendiriyor. ABD'nin vize engeli, Türkiye'nin Batı kurumlarında Filistin temsilinin kısıtlandığı yönündeki tezini destekler nitelikte. Öte yandan Türkiye, İsrail ile ticari ve diplomatik ilişkilerini askıya almış olsa da bölgesel istikrar için arabuluculuk rolünü sürdürmek istiyor. Gazze'deki savaşın uzaması, Doğu Akdeniz'deki enerji dengeleri ve Türkiye'nin güvenlik çıkarları açısından risk oluşturuyor. Ankara, Filistin'de birliğin sağlanması ve iki devletli çözümün canlandırılması için diplomatik çabalarını yoğunlaştırabilir.