Avrupa Birliği (AB), sığınmacıların sınır dışı işlemlerini hızlandırmak amacıyla, geri gönderme merkezlerinin (return hubs) birlik dışındaki ülkelerde kurulmasına olanak tanıyan yeni düzenlemeler üzerinde siyasi uzlaşıya vardı. Konsey Başkanı Ursula von der Leyen tarafından 'pratik bir çözüm' olarak nitelenen adım, insan hakları örgütlerinin sert tepkisine yol açarken, Batı Balkanlar'da genişleme perspektifini güçlendirme hedefiyle de örtüşüyor. Brüksel'deki kritik zirvede alınan karar, AB'nin dış sınırlarını daha etkin koruma ve geri kabul anlaşmalarını hızlandırma taahhüdünü yansıtıyor.
Daha katı kurallar, daha hızlı sınır dışı
Yeni düzenleme, AB ülkelerinin sığınma başvurusu reddedilen kişileri üçüncü ülkelerdeki 'geri dönüş merkezlerine' göndermesine izin veriyor. Bu merkezler, sınır dışı edilecek kişilerin işlemler tamamlanana kadar tutulacağı tesisler olarak tasarlanmış durumda. Destekçilerine göre bu uygulama, uzun yıllar sürebilen sığınmacı bekleme süreçlerini ve düzensiz göçü azaltabilir. Ancak Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Uluslararası Af Örgütü, denizaşırı gözaltı merkezlerinin insan hakları ihlallerine yol açabileceği uyarısında bulunuyor. AB içinde özellikle Macaristan ve Polonya gibi ülkeler, daha katı kuralları desteklerken, Almanya ve Fransa sivil toplumun itirazlarına rağmen anlaşmanın gerekliliğini savundu.
Anlaşma metninde, geri dönüş merkezlerinin işleyişine ilişkin detaylar netleşmiş değil. Ancak Brüksel, bu merkezlerin 'insani standartlara uygun' olması ve AB denetimine tabi tutulması konusunda ısrarcı. Uygulamanın ilk etapta Türkiye ve bazı Kuzey Afrika ülkeleriyle yapılan geri kabul anlaşmalarına benzer bir mekanizma ile başlaması bekleniyor. 2015-2016 yıllarında zirve yapan düzensiz göç akışının ardından AB, güney sınırlarında ve Akdeniz'de daha sert önlemler almaya başlamıştı. Yeni plan, bu önlemlerin sistematik hale getirilmesi anlamına geliyor.
Balkanlar'da genişleme sinyali
Göç krizine paralel olarak AB, Batı Balkanlar'da genişleme sürecini hızlandırma iradesini de ortaya koydu. Karadağ, Sırbistan, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek ve Kosova'nın üyelik perspektifi yeniden canlandırılırken, bu ülkelerin göç yönetiminde AB standartlarını benimsemesi ön koşul haline getiriliyor. Zirvede, Balkan rotasının kontrol altına alınması için ortak sınır yönetimi projelerinin finansmanı artırıldı. AB liderleri, bölge ülkelerinin sığınmacıları geri kabul etmesi ve sınırlarını etkin şekilde denetlemesi halinde üyelik müzakerelerinin hızlandırılabileceğini sinyalini verdi. Bu durum, özellikle Bosna-Hersek'te yaşanan siyasi krizler ve Sırbistan-Kosova arasındaki gerginlikler göz önüne alındığında, bölgede AB'nin yumuşak gücünü artırma potansiyeli taşıyor.
Ancak genişleme vaatleri, özellikle Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin yeni üyelerin AB kurumlarına getireceği yük konusunda temkinli yaklaşması nedeniyle henüz somut bir takvime bağlanmış değil. Brüksel, mevcut kuralları sıkılaştırırken, aday ülkelerden de reform bekliyor. Yeni göç politikası, AB'nin hem iç hem dış dengesini sağlamaya yönelik karmaşık bir stratejinin parçası olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin sığınmacı politikasını sıkılaştırması ve geri dönüş merkezleri oluşturması, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye halihazırda 2016 AB-Türkiye mutabakatı kapsamında düzensiz göçü kontrol altında tutuyor ve yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Yeni merkezlerin, mutabakatın güncellenmesi ve Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yeni bir aşamaya geçilmesi için bir araç olarak kullanılabileceği değerlendiriliyor. Ancak insan hakları endişeleri ve Türkiye'nin bu merkezlerdeki rolünün netleşmemesi, Ankara'nın bu plana temkinli yaklaşmasına yol açıyor. Bölgesel düzeyde, Balkanlar'da AB genişlemesi, Türkiye'nin bölgedeki etkisini dengeleyebileceği gibi, yeni iş birliği alanları da yaratabilir.