ABD ile İran arasındaki gerginlik, son haftalarda göreceli bir sakinliğe bürünmüş durumda. Ancak bu sessizlik, tarafların masaya oturduğu anlamına gelmiyor. Sciences-Po Profesörü ve NATO Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Komutanlığı (SHAPE) eski Genelkurmay Başkan Yardımcısı Korgeneral Michel Yakovleff, bu durağanlığın taktiksel değil stratejik bir okumasını yapıyor. Yakovleff'e göre, mevcut durum aslında bir "gösteri"den ibaret ve Trump yönetimi, İran'a karşı başlatılan bu savaştan çıkış yolu arıyor.
Yakovleff'ten Stratejik Analiz
Korgeneral Yakovleff, ABD'nin İran'a yönelik politikasını değerlendirirken, son dönemde yaşanan yumuşamanın bir ateşkes ya da anlaşma sinyali olmadığını vurguluyor. Ona göre, ABD'nin İran'a yönelik uyguladığı maksimum baskı politikası ve ardından gelen askeri gerginlikler, aslında Amerikan yönetiminin kendi içinde bir çıkmaza girdiğini gösteriyor. Yakovleff, bu durumu "Trump'ın bu savaştan bir çıkış yoluna ihtiyacı var" sözleriyle özetliyor. Ancak bu çıkış yolu, şu an için görünürde bir müzakere masası kurmaktan ziyade, tarafların karşılıklı olarak gerilimi düşürme sinyalleri göndermesi şeklinde tezahür ediyor.
Yakovleff, ABD'nin İran'a yönelik politikasının başarısız olduğunu, çünkü İran'ın ekonomik baskılara rağmen nükleer programını ilerletmeye devam ettiğini belirtiyor. Ayrıca, ABD'nin askeri seçenekleri zorlamasının bölgede ciddi bir istikrarsızlık riski taşıdığını ve bu nedenle Washington'un elinin zayıf olduğunu ifade ediyor. Yakovleff'e göre, taraflar arasındaki müzakereler bir "gösteri" niteliğinde; asıl mesele, her iki tarafın da iç kamuoyuna yönelik pozisyon alması ve uluslararası toplum üzerinde baskı kurması.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran geriliminin bölgesel yansımaları büyük. Özellikle Basra Körfezi'ndeki petrol yolları, İsrail-İran çekişmesi ve Irak ile Suriye'deki vekalet savaşları, bu gerilimin doğrudan etki alanı içinde yer alıyor. Yakovleff'in analizine göre, ABD'nin İran'a yönelik baskı politikası, bölgedeki müttefiklerini endişelendiriyor ve onları bağımsız arayışlara itiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, ABD'nin güvenlik garantilerinin güvenilirliğini sorgular hale geldi. Bu durum, bölgesel güç dengesini yeniden şekillendiriyor.
Küresel ölçekte ise, ABD-İran gerilimi, uluslararası enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açıyor; küresel tedarik zincirlerini tehdit ediyor. Ayrıca, nükleer anlaşmanın (JCPOA) akıbeti, uluslararası diplomasinin güvenilirliği açısından kritik bir test niteliğinde. Avrupa ülkeleri, anlaşmanın korunması için ABD'ye yönelik yoğun diplomasi yürütürken, Yakovleff gibi isimler, bu sürecin bir sonuç getirmesinin zor olduğunu çünkü taraflar arasında güvenin kalmadığını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran geriliminin hemen yanı başında yer alan bir ülke olarak bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Öncelikle, enerji tedariki açısından İran'dan doğal gaz ithal eden Türkiye, olası bir krizde bu kaynağın kesilme riskiyle karşı karşıya. Ayrıca, Suriye ve Irak'taki gelişmeler, ABD-İran çekişmesinin sahaya yansıması olarak Türkiye'nin güvenliğini tehdit ediyor. Türkiye, bir yandan NATO müttefiki ABD ile diğer yandan komşusu İran ile ilişkilerini dengelemek zorunda. Bu süreçte Türkiye'nin, hem kendi enerji güvenliğini sağlaması hem de bölgesel istikrara katkıda bulunması için çok yönlü bir diplomasi yürütmesi gerekiyor.