Avrupa Birliği (AB) liderleri, geçtiğimiz günlerde Brüksel'de düzenlenen zirvede, Çin'in aşırı üretim kapasitesi olarak tanımladıkları ‘küresel makroekonomik dengesizliklerle’ mücadele için ticaret savunma araçlarını genişletme kararı aldı. 27 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanları, Avrupa Komisyonu’na, blokun ticaret savunma mekanizmalarını güçlendirmesi yönünde talimat verdi. Bu adım, Pekin'in düşük maliyetli çelik, güneş paneli ve elektrikli araç gibi ürünlerle Avrupa pazarını doldurmasına karşı bir önlem olarak görülüyor. Zirve bildirisinde, ‘mevcut ticaret savunma araçlarının yetersiz kaldığı’ vurgulanarak, yeni önlemlerin ‘adil ve sürdürülebilir bir ticaret ortamı’ sağlayacağı belirtildi.
AB'nin ticaret savunma araçları neden yetersiz kalıyor?
AB, halihazırda antidamping ve antisübvansiyon vergileri gibi klasik ticaret savunma araçlarına sahip. Ancak Çin, devlet destekli endüstriyel politikaları sayesinde birçok sektörde aşırı kapasite yaratarak, ürünlerini piyasa fiyatının altında ihraç ediyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre, Çin'in çelik üretimi dünya toplamının yüzde 57'sini oluşturuyor ve bu kapasitenin büyük bir kısmı devlet sübvansiyonlarıyla ayakta tutuluyor. Brüksel'deki zirvede ele alınan yeni mekanizmalar arasında, ithal ürünlere karbon vergisi benzeri bir ‘sınırda karbon düzenlemesi’ ve Çin'in ticaret uygulamalarına karşı daha hızlı soruşturma başlatılması da bulunuyor. Ayrıca, AB’nin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları çerçevesinde hareket etme zorunluluğu nedeniyle, yeni araçların DTÖ ile uyumlu olması gerekiyor. Bu da sürecin karmaşıklığını artırıyor.
Küresel ticaret kurallarının yeniden yazılması kaçınılmaz mı?
AB’nin bu hamlesi, aslında Batılı ülkelerin Çin'in devlet kapitalist modeliyle başa çıkma çabasının bir parçası. ABD de benzer şekilde, Çin’den ithal edilen ürünlere yeni tarifeler uygularken, ‘eşit rekabet’ adı altında ticaret kurallarının revizyonu talebinde bulunuyor. Uzmanlara göre bu durum, DTÖ'nün küresel ticaretteki merkezi rolünü sorgulatan bir sürece işaret ediyor. Özellikle Çin'in hizmet sektörü, teknoloji transferi ve fikri mülkiyet hakları konularında yaşanan anlaşmazlıklar, ticaret savaşlarına dönüşme riski taşıyor. Brüksel'de alınan kararlar, yalnızca AB'nin değil, Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi diğer gelişmiş ekonomilerin de benzer adımlar atmasına yol açabilir. Gelişmekte olan ülkeler ise, büyük güçler arasındaki ticaret çatışmalarının ortasında kalarak ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kalabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB ile Çin arasındaki ticaret gerilimi, Türkiye’yi iki yönlü etkileyebilir. Birincisi, AB’nin Çin’e yönelik ticaret savunma önlemleri, Türk ihracatçıları için fırsat penceresi açabilir; çünkü AB pazarında Çin ürünlerine getirilecek kısıtlamalar, benzer sektörlerdeki Türk ürünlerine talebi artırabilir. İkincisi, küresel ticaret savaşlarının derinleşmesi, Türkiye gibi ticari açığı yüksek ülkeleri olumsuz etkileyebilir. Ankara, hem AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi müzakerelerinde hem de Çin ile artan ticari bağlarında denge politikası izlemek zorunda. Bu gelişmeler, Türkiye’nin ihracat stratejilerini ve dış ticaret politikasını yeniden gözden geçirmesini gerektiriyor.