Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, Avrupa Birliği'nin gelecekteki bütçesinin finanse edilebilmesi için üye ülkelerin hâlihazırda uygulamadığı yeni vergilere ihtiyaç duyulduğunu belirterek, hükümetlere "kırmızı çizgilerini yumuşatma" çağrısı yaptı. 25 başkenti ziyaret eden Costa, POLITICO'ya verdiği demeçte, AB'nin çok yıllı mali çerçevesi (MFF) müzakerelerinde tıkanıklığı aşmak için üye ülkelerin pozisyonlarını esnetmesi gerektiğini vurguladı. Costa'nın bu açıklaması, AB'nin 2028-2034 dönemi bütçesi üzerinde yürütülen ve henüz başlangıç aşamasındaki zorlu pazarlıkların habercisi niteliğinde.
Bütçe Açmazı ve Yeni Kaynak Arayışı
AB bütçesi, üye ülkelerin gayri safi milli hasıla katkıları, gümrük vergileri ve KDV tabanlı kaynaklardan oluşuyor. Ancak iklim dönüşümü, dijitalleşme, savunma harcamalarındaki artış ve Ukrayna'ya verilen destek gibi artan mali yükümlülükler, mevcut gelir kalemlerinin yetersiz kaldığını gösteriyor. Konsey Başkanı Costa, "Mevcut vergilerle finanse edilemeyecek yeni ihtiyaçlar var" diyerek, karbon sınır düzenlemesi, dijital hizmet vergisi veya finansal işlem vergisi gibi yeni öz kaynakların devreye alınması gerektiğini ima etti. Bu tür vergiler, ulusal hükümetlerin hâlihazırda kendi bütçelerinde uyguladığı vergilerden farklı olarak AB düzeyinde ortak bir gelir yaratmayı amaçlıyor.
Costa'nın turu, AB'nin en büyük net katkıcıları olan Almanya, Fransa, Hollanda, İsveç ve Avusturya gibi ülkelerin yanı sıra, uyum fonlarından en çok yararlanan Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini de kapsadı. Edinilen bilgilere göre, bazı ülkeler bütçenin hacminin küçültülmesini ve israfın önlenmesini savunurken, bazıları da yeni öz kaynaklara sıcak bakmıyor. Costa, "Herkesin kendi kırmızı çizgileri var, ancak ortak bir noktada buluşmalıyız" ifadeleriyle uzlaşma mesajı verdi.
Zorlu Pazarlık Süreci ve Zamanlama
AB bütçesi, üye ülkelerin oybirliğiyle kabul etmesi gereken bir yasa olduğu için pazarlıklar genellikle aylar, hatta yıllar sürebiliyor. 2021-2027 bütçesi için yapılan müzakereler, COVID-19 pandemisi ve Brexit'in gölgesinde tam 18 ay sürmüştü. Şimdi ise benzer bir sürecin 2025 yılında başlaması ve 2026 sonunda tamamlanması hedefleniyor. Ancak Costa'nın 25 başkenti ziyaret etmesi, AB'nin bu kez daha hızlı hareket etme niyetinde olduğunu gösteriyor. Zira AB, ABD ve Çin arasındaki jeopolitik rekabette ayakta kalabilmek için yeşil ve dijital dönüşümü finanse etmek zorunda; aynı zamanda savunma kapasitesini güçlendirmek için ek kaynak bulmalı. Bu da bütçenin hem hacminin artırılmasını hem de daha etkin kullanılmasını gerektiriyor.
Ancak yeni vergiler konusunda üye ülkeler arasında derin görüş ayrılıkları var. Özellikle küçük ve orta ölçekli ekonomiler, yeni bir AB vergisinin kendi ulusal vergi sistemleriyle çakışmasından ve rekabet gücünü zayıflatmasından endişe ediyor. Ayrıca, AB'nin kendi gelir kaynaklarını artırması, ulusal parlamentoların bütçe yetkisini sınırlayacağı gerekçesiyle bazı çevrelerce eleştiriliyor. Costa, bu endişeleri gidermek için "ortak çıkar" vurgusu yapıyor ve AB'nin küresel zorluklarla ancak birlikte mücadele edebileceğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
AB bütçesi sadece Brüksel'i değil, aynı zamanda aday ülkeleri, komşu ülkeleri ve küresel ekonomiyi de yakından ilgilendiriyor. AB'nin genişleme süreci, batı Balkanlar, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan gibi ülkeleri kapsıyor; bu ülkelerin katılımı bütçe üzerinde ek yük oluşturacak. Aynı zamanda AB, dünyanın en büyük kalkınma yardımı sağlayıcısı olarak, bütçesinin büyüklüğüyle küresel iklim finansmanı ve insani yardım konularında belirleyici bir rol oynuyor. Yeni vergiler, AB'nin bu alandaki etkinliğini artırabilir veya kısıtlayabilir. Öte yandan, AB'nin kendi kaynaklarını güçlendirmesi, euro'nun uluslararası rezerv para birimi olarak konumunu da etkileyebilir; zira daha fazla ortak borçlanma ve vergilendirme, euro tahvillerine olan talebi artırabilir.
Küresel ölçekte ise, ABD ve Çin gibi büyük ekonomiler, AB'nin yeni vergilerle bütçesini genişletmesini yakından izliyor. Özellikle karbon sınır düzenlemesi (CBAM) kapsamında alınacak vergiler, AB'ye ihracat yapan ülkeler için ek maliyet anlamına geliyor ve ticaret savaşlarını tetikleyebilir. Costa'nın açıklamaları, AB'nin yeşil dönüşümde liderlik iddiasını sürdürmek için mali araçları seferber etme kararlılığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin yeni öz kaynak arayışı ve bütçe pazarlıkları, Türkiye'yi doğrudan ve dolaylı olarak etkiliyor. Türkiye, AB'ye aday ülke statüsünde olup, katılım öncesi mali yardımlardan (IPA) yararlanıyor; ancak son yıllarda bu fonlar siyasi nedenlerle kısıtlanmış durumda. AB'nin bütçesini genişletmesi ve yeni vergiler getirmesi, Türkiye'nin AB ile ekonomik ilişkilerini, özellikle Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi diyalogunu etkileyebilir. Ayrıca, AB'nin karbon sınır vergisi, Türkiye'nin AB'ye olan ihracatını doğrudan etkileyecek; demir-çelik, çimento, alüminyum gibi sektörlerde ek maliyetler doğuracak. Türkiye'nin yeşil mutabakat kapsamında kendi karbon fiyatlandırma mekanizmasını kurması, bu vergilerden muafiyet sağlayabilir. Öte yandan, AB'nin savunma ve güvenlik alanındaki bütçe artışları, NATO içindeki işbirliği ve Türkiye'nin savunma sanayii ihracatı açısından fırsatlar yaratabilir. Costa'nın açıklamaları, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde mali ve ticari boyutu öne çıkarıyor; Ankara'nın bu süreçte aktif diplomasi yürütmesi ve yeşil dönüşüme uyum sağlaması kritik önem taşıyor.