Pakistanlı nörobilimci Aafia Siddiqui'nin yıllardır Adiala Hapishanesi'nde tutulması ve Müslüman dünyasının önde gelen liderlerinin bu konudaki sessizliği, terörle mücadele söyleminin seçici ahlaki mimarisini ortaya koyuyor. Batılı Müslüman liderler ve kurumlar, söz konusu Washington, Delhi veya Tel Aviv olduğunda Filistin, Keşmir, İslamofobi ve Guantanamo gibi konularda cesur ve net açıklamalar yapabiliyor. Ancak söz konusu kendi hükümetlerinin veya müttefiklerinin uygulamaları olduğunda aynı netlik ve cesaret sergilenmiyor.
Olayın arka planı
Aafia Siddiqui, 2003 yılında Pakistan'da kaybolduktan sonra 2008'de Afganistan'da gözaltına alındı. ABD tarafından yargılanarak 2010'da 86 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İddiaya göre, gözaltı sırasında ABD askerlerine saldırmaya teşebbüs etti. Siddiqui, o zamandan beri ABD'nin Bagram ve ardından Pakistan'daki Adiala Hapishanesi'nde tutuluyor. Durumu, Müslüman dünyasında geniş yankı bulmuş, ancak Batılı Müslüman liderler ve kurumlar tarafından büyük ölçüde görmezden gelinmiştir. Bu sessizlik, terörle mücadele politikalarının çifte standartlı doğasını gözler önüne seriyor.
Aafia Siddiqui'nin hikayesi, sadece bir kişinin trajedisi değil, aynı zamanda küresel terörle mücadele mimarisinin bir ürünüdür. ABD'nin "teröre karşı savaş" doktrini, 11 Eylül saldırılarından sonra dünyanın dört bir yanında Müslüman toplulukları hedef aldı. Guantanamo ve Bagram gibi hapishanelerde yargısız infazlar, işkence ve kötü muamele uluslararası hukukun ihlali olarak belgelendi. Ancak bu ihlaller, Batılı Müslüman liderler tarafından yeterince dile getirilmedi. Örneğin, Guantanamo'nun kapatılması çağrıları yapılırken, Aafia Siddiqui gibi isimlerin akıbeti görmezden gelindi.
Adiala Hapishanesi, Pakistan'ın Rawalpindi kentinde bulunan yüksek güvenlikli bir cezaevidir. Burası, terör suçlamasıyla yargılanan birçok kişiye ev sahipliği yapmaktadır. Siddiqui'nin burada tutulması, Pakistan hükümetinin ABD ile olan karmaşık ilişkisini de yansıtır. Pakistan, ABD'nin terörle mücadele çabalarında kritik bir müttefik olmuş, ancak kendi vatandaşlarının haklarını koruma konusunda zaman zaman yetersiz kalmıştır. Siddiqui davası, bu ikilemin bir sembolü haline gelmiştir.
Bölgesel ve küresel boyut
Olay, sadece Pakistan veya ABD ile sınırlı değil; küresel terörle mücadele politikalarının ahlaki sorgulamasını gerektiriyor. Batılı Müslüman liderlerin ve kurumların tutumu, İslam dünyasında hayal kırıklığı yaratıyor. Filistin, Keşmir ve İslamofobi konularında seslerini yükselten aynı liderlerin, Aafia Siddiqui gibi Müslüman bir kadının haksız yere hapsedildiği iddialarına kayıtsız kalması, çifte standart eleştirilerini beraberinde getiriyor. Bu durum, Müslüman topluluklar arasında Batı'ya karşı güvensizliği artırıyor.
Terörle mücadele adı altında yürütülen operasyonlar, birçok masum insanın hayatını kararttı. Siddiqui'nin durumu, bu operasyonların hukuki ve ahlaki boyutunu sorgulamamız gerektiğini gösteriyor. Uluslararası Af Örgütü ve diğer insan hakları kuruluşları, Siddiqui'nin adil yargılanmadığını ve kötü muameleye maruz kaldığını belirtiyor. Ancak bu raporlar, Batılı Müslüman liderler tarafından nadiren dile getiriliyor.
Küresel terörle mücadele mimarisi, 11 Eylül sonrası dönemde şekillendi ve birçok ülkeyi etkiledi. Pakistan, Afganistan, Irak ve Yemen gibi ülkelerde yürütülen askeri operasyonlar, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve ölümüne yol açtı. Bu operasyonların meşruiyeti sürekli tartışıldı. Aafia Siddiqui davası, bu tartışmanın somut bir örneği olarak öne çıkıyor. Siddiqui'nin avukatları, müvekkilinin işkence gördüğünü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunuyor. ABD mahkemeleri ise bu iddiaları reddediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, terörle mücadelede hem Batı ile işbirliği yapan hem de Müslüman dünyanın haklarını savunan bir ülke olarak denge politikası izliyor. Aafia Siddiqui davası, Türkiye'nin insan hakları ve adalet konusundaki tutumunu test ediyor. Türkiye, geçmişte Guantanamo tutuklularının serbest bırakılması için çağrılar yapmış ve Filistin davasını güçlü şekilde desteklemiştir. Ancak Siddiqui gibi isimler konusunda Ankara'nın sessizliği, eleştirilere yol açabilir. Türkiye'nin, Müslüman dünyasında artan etkisini kullanarak bu tür adaletsizliklere karşı daha aktif bir duruş sergilemesi, hem bölgesel liderlik iddiasını güçlendirecek hem de Batı ile ilişkilerinde yeni bir denge unsuru yaratacaktır. Ayrıca, Pakistan ile olan yakın ilişkileri göz önüne alındığında, Türkiye'nin Siddiqui'nin durumuyla ilgili diplomatik girişimlerde bulunması beklenebilir.