İsrail ordusunun önümüzdeki günlerde Güney Lübnan'da yeni bir savaş aşamasına girmeye hazırlandığı bildirildi. İsrail medyasında Cuma günü yer alan habere göre, ordu hâlihazırda Lübnan'ın güneyine yönelik saldırılarını sürdürüyor ve bu saldırılar, Haziran ayında Beyrut ile imzalanan ve ABD'nin arabuluculuk yaptığı çerçeve anlaşmasının ihlali anlamına geliyor. Haberde ayrıca ordunun yeniden konuşlanacağı ve operasyonlarını genişleteceği belirtiliyor. Bu gelişme, bölgede tansiyonun yeniden yükselmesine yol açarken, uluslararası toplumun çağrılarına rağmen çatışmaların durdurulamadığını gösteriyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail ile Lübnan arasında Haziran ayında varılan çerçeve anlaşması, ABD'nin yoğun diplomatik çabaları sonucu imzalanmıştı. Anlaşma, sınır bölgesinde istikrarı sağlamayı ve 2006'daki savaş sonrası oluşturulan güvenlik düzenlemelerini güçlendirmeyi amaçlıyordu. Ancak anlaşmanın üzerinden aylar geçmesine rağmen, İsrail ordusunun Güney Lübnan'daki askeri faaliyetleri kesintisiz devam etti. Lübnan makamları, İsrail'in hava saldırıları ve topçu ateşiyle anlaşmayı defalarca ihlal ettiğini belirtiyor. İsrail ise, operasyonlarını kendini savunma hakkı çerçevesinde meşru gördüğünü savunuyor ve İran destekli Hizbullah'ın varlığını gerekçe gösteriyor.
İsrail medyasında çıkan haberlerde, ordunun yeni aşamada daha geniş kapsamlı kara operasyonları ve hava saldırıları düzenleyebileceği, bunun da bölgedeki çatışmayı daha da derinleştirebileceği ifade ediliyor. Ordu sözcüleri henüz resmi bir açıklama yapmadı, ancak askeri kaynaklar hazırlıkların sürdüğünü doğruladı. Bu hazırlıklar, İsrail'in kuzey sınırında güvenli bir tampon bölge oluşturma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Lübnan tarafı ise, her türlü İsrail askeri hareketliliğini egemenliğine tecavüz olarak nitelendiriyor ve BM Güvenlik Konseyi'ni acil toplanmaya çağırdı.
Bölgesel ve küresel boyut
Güney Lübnan'daki gelişmeler, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güvenlik mimarisini daha da tehdit ediyor. İsrail'in yeni bir askeri aşamaya geçme hazırlığı, yalnızca Lübnan'ı değil, Suriye, İran ve bölgedeki diğer aktörleri de doğrudan etkiliyor. Son haftalarda İran'ın Hizbullah'a yönelik desteğini artırdığına dair istihbarat raporları, çatışmanın vekil savaşına dönüşme riskini artırıyor. ABD yönetimi, İsrail ile Lübnan arasındaki anlaşmanın korunması için diplomatik baskıyı sürdürüyor, fakat İsrail'in askeri planlarını frenleyip frenleyemeyeceği belirsiz.
Avrupa Birliği ve BM, sivil kayıpların artmasından endişe duyduğunu açıklarken, insani yardım kuruluşları bölgede artan gerilimin yardım ulaştırma çabalarını zorlaştırdığını belirtiyor. Lübnan, zaten derin ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlıkla boğuşurken, yeni bir çatışma dalgası ülkeyi daha da çökertme potansiyeli taşıyor. Bölgesel uzmanlar, İsrail'in uzun süreli bir askeri operasyonunun, Hizbullah'ın misilleme saldırılarını tetikleyebileceği ve bunun da İsrail'in kuzeyindeki yerleşim yerlerini tehdit edebileceği uyarısında bulunuyor.
Uluslararası kamuoyu, taraflara itidal çağrısı yaparken, Rusya ve Çin gibi aktörlerin tutumu da merak ediliyor. Moskova, Orta Doğu'da artan istikrarsızlığın küresel enerji fiyatlarını ve güvenliği olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Çin ise, bölgede ticari çıkarlarını korumak için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırabilir. Bu bağlamda, Güney Lübnan'daki her askeri adım, yalnızca yerel değil, küresel dengeleri de sarsacak nitelikte.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Lübnan'daki askeri tırmanma, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika önceliklerini doğrudan etkiliyor. Türkiye, uzun süredir bölgede istikrarın korunması ve sivil halkın korunması çağrısı yapıyor. İsrail'in yeni operasyonları, Suriye sınırındaki gerginliği artırabileceği gibi, Türkiye'nin Lübnan'a yönelik insani yardımlarını da zorlaştırabilir. Ayrıca, olası bir geniş çaplı çatışma, Doğu Akdeniz'deki enerji dengelerini ve Türkiye'nin bölgesel ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir. Ankara'nın, BM çerçevesinde diplomatik girişimlere ağırlık vererek tarafları diyaloğa teşvik etmesi ve Lübnan'ın egemenliğine vurgu yapması bekleniyor. Bu tutum, Türkiye'nin bölgedeki arabuluculuk rolünü güçlendirebilir.