Hizbullah'ın 8 Ekim 2023'te Gazze'ye yönelik 'destek savaşı'na katılma kararı, Lübnan'ın siyasi gerçekliğini kökten değiştirdi. Analistler, bu kararın ülkenin iç siyasetini, ekonomik krizini ve bölgesel konumunu yeniden şekillendirdiğini belirtiyor. İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar, Ekim 2023'ten bu yana Lübnan'ın güneyinde istikrarsızlığı artırdı ve ülke genelinde gerilimi tırmandırdı.
Gelişmenin Arka Planı
7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e düzenlediği saldırıların ardından Hizbullah, 8 Ekim'de İsrail'in kuzey sınırına yönelik saldırılara başladı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, bu eylemlerin Gazze'deki Filistinlilere destek amacıyla yapıldığını açıkladı. Ancak bu karar, Lübnan'ı zaten içinde bulunduğu derin ekonomik ve siyasi krizden daha da derin bir çatışmanın içine çekti. Lübnan, 2019'dan bu yana tarihinin en kötü ekonomik krizini yaşıyor; para birimi değer kaybetti, yoksulluk arttı ve devlet kurumları çökmek üzere. Hizbullah'ın savaşa katılması, ülkenin sınırlı kaynaklarını daha da zorladı ve Lübnan halkı arasında Hizbullah'a yönelik eleştirileri artırdı. Özellikle Hizbullah karşıtı gruplar, örgütün Lübnan'ı İsrail ile gereksiz bir savaşa soktuğunu savunuyor. Buna karşın Hizbullah yanlıları, Filistin davasının savunulmasının Arap ve İslam dünyası için bir görev olduğunu vurguluyor. Bu bölünme, Lübnan siyasetinde yeni bir kutuplaşma yarattı. Ayrıca, Hizbullah'ın askeri kapasitesi ve siyasi nüfuzu, ülkedeki diğer siyasi aktörler tarafından sorgulanmaya başlandı. Lübnan ordusu, çatışmalarda tarafsız kalmaya çalışsa da, ülke topraklarında artan İsrail saldırıları karşısında zor durumda kaldı. Uluslararası toplum, Lübnan'ın istikrarını korumak için diplomatik girişimlerde bulundu; ancak Hizbullah'ın silahlı varlığı, çözümün önündeki en büyük engel olarak görülüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hizbullah'ın savaşa katılması, Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkiledi. İran, Hizbullah'ın en büyük destekçisi olarak, örgütün eylemlerini İsrail'e karşı bir caydırıcılık aracı olarak kullanıyor. Ancak bu durum, İran ile ABD ve İsrail arasındaki gerilimi artırdı. ABD, Hizbullah'ı terör örgütü olarak tanıyor ve İsrail'in kendini savunma hakkını destekliyor. Bölgesel aktörler olan Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri ise, Hizbullah'ın güçlenmesinden endişe duyuyor. Lübnan'ın iç savaş sonrası siyasi yapısı, mezhepsel güç paylaşımına dayanıyor; Hizbullah'ın askeri gücü, bu dengeyi bozarak Sünni ve Hristiyan grupların tepkisini çekiyor. Ekim 2023'ten bu yana Lübnan'da artan İsrail saldırıları, ülkenin altyapısına ve sivil halka zarar verdi. Birleşmiş Milletler, çatışmaların durdurulması için çağrılar yaptı; ancak kalıcı bir ateşkes sağlanamadı. Hizbullah'ın 'destek savaşı' stratejisi, örgütün bölgesel müttefikleriyle ilişkilerini de etkiledi. Örneğin, Hizbullah ile Hamas arasındaki işbirliği arttı; ancak bu, Lübnan'ı İsrail'in hedefi haline getirdi. Küresel düzeyde ise, enerji fiyatları ve ticaret yolları üzerindeki etkiler endişe yaratıyor. Lübnan, Doğu Akdeniz'de stratejik bir konumda; istikrarsızlık, bölgesel ticaret ve enerji projelerini sekteye uğratabilir. Ayrıca, Hizbullah'ın savaşa katılması, İsrail'in Lübnan'a yönelik operasyonlarını yoğunlaştırmasına neden oldu ve 2024'te tansiyon daha da yükseldi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Hizbullah'ın Gazze'ye destek savaşına katılması, Türkiye'nin bölgesel güvenlik algısını etkiliyor. Türkiye, İsrail ile ilişkilerinde Filistin meselesini önceliklendiriyor ve Hizbullah'ın eylemlerini doğrudan desteklemese de, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını eleştiriyor. Lübnan'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji ve ticaret çıkarlarını tehdit ediyor. Ayrıca, Lübnan'da artan çatışmalar, Türkiye'ye yönelik mülteci akını riskini artırabilir. Türkiye, bölgesel diplomasi yoluyla Lübnan'da ateşkes sağlanması ve siyasi çözüm bulunması için çaba gösteriyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin Orta Doğu politikasında denge gözetmesini gerektiriyor.