Dünya genelinde 40 büyükşehrin belediye başkanı, yapay zeka veri merkezlerinin hızla artan enerji, su ve arazi talebine karşı ortak bir cephe oluşturdu. Phoenix'ten Melbourne'a, Seul'den Amsterdam'a kadar uzanan bu küresel koalisyon, teknoloji devlerinin plansız büyümesinin kentlerin kaynaklarını tükettiğini ve yerel toplulukların bu yükü taşıyamayacağını vurguluyor. Belediye başkanları, veri merkezlerinin çevresel ve sosyal etkilerine karşı düzenleme talep ediyor.
Kaynaklar üzerindeki baskı artıyor
Yapay zeka teknolojilerinin hızla yaygınlaşması, devasa veri merkezlerinin inşasını tetikledi. Bu tesisler, özellikle büyük şehirlerde ciddi enerji tüketimine yol açıyor. Koalisyona göre, bir veri merkezi ortalama bir hastaneden 10 kat daha fazla elektrik harcıyor. Ayrıca soğutma sistemleri için büyük miktarda su gerekiyor; bu da kurak bölgelerdeki şehirler için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Phoenix Belediye Başkanı, “Veri merkezleri şehrimizin su rezervlerini tehdit ediyor. Biz bunu kabul edemeyiz” dedi. Melbourne Belediye Başkanı ise “Arazi fiyatları uçuyor, konut krizi derinleşiyor. Bu merkezler kentsel dönüşümün önünde engel” ifadelerini kullandı.
Küresel boyut ve yerel direniş
Koalisyon, yalnızca Kuzey Amerika ve Avrupa ile sınırlı değil. Asya-Pasifik bölgesinden de katılımlar var. Seul, Tokyo ve Sidney gibi şehirler de benzer sorunlarla karşı karşıya. Belediye başkanları, ulusal hükümetlerin ve teknoloji şirketlerinin daha sürdürülebilir çözümler üretmesini istiyor. Ayrıca, veri merkezlerinin şehir dışına, yenilenebilir enerji kaynaklarının bol olduğu bölgelere kaydırılması öneriliyor.
Koalisyonun ilk adımı, ortak bir bildiri yayınlamak oldu. Bildiride, “Teknoloji ilerlerken, şehirlerimizin yaşanabilirliği korunmalı. Kaynaklarımız sınırsız değil” denildi. Önümüzdeki aylarda lobi faaliyetlerinin artması ve Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerde bulunulması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de yapay zeka ve veri merkezi yatırımları hız kazanırken, bu küresel hareket yerel yönetimler için önemli bir uyarı niteliği taşıyor. İstanbul, Ankara gibi büyükşehirler benzer kaynak baskılarıyla karşılaşabilir. Türkiye'nin enerji ve su verimliliği politikalarına entegre edilmesi gereken bu konu, aynı zamanda uluslararası yatırım çekme stratejilerinde de dikkate alınmalıdır.