Yeni bir rapor, 2021 yılında dünya genelinde hava kirliliğinin sağlıksız seviyelere ulaştığını ve milyonlarca insanın kirli hava soluduğunu ortaya koydu. İsviçre merkezli hava kalitesi teknolojisi şirketi IQAir tarafından hazırlanan Dünya Hava Kalitesi Raporu, 6 bin'den fazla şehirdeki ince partikül madde (PM2.5) seviyelerini analiz etti. Rapora göre, dünya nüfusunun yalnızca %3'ü Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) güvenli kabul ettiği hava kalitesi standartlarını soluyabildi. Bu durum, hava kirliliğinin küresel bir halk sağlığı krizi haline geldiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Hava Kirliliğinin En Yüksek Olduğu Bölgeler
Rapor, hava kirliliğinin en yoğun olduğu bölgelerin başında Güney Asya'nın geldiğini gösterdi. Bangladeş, Pakistan ve Hindistan, PM2.5 konsantrasyonlarının DSÖ'nün önerdiği yıllık kılavuz değerinin (5 µg/m³) çok üzerinde ölçüldüğü ülkeler oldu. Özellikle Hindistan'ın kuzeyindeki Delhi ve Lucknow gibi şehirler, metre küp başına 100 mikrogramı aşan PM2.5 seviyeleriyle en kirli şehirler arasında yer aldı. Bu oranlar, DSÖ'nün güvenli bulduğu seviyenin 20 katından fazla. Raporda ayrıca Çin'in bazı bölgelerinde de ciddi kirlilik gözlemlendi.
Öte yandan, hava kalitesinin en iyi olduğu yerler ise genellikle İskandinav ülkeleri, Avustralya ve bazı Pasifik adaları oldu. Finlandiya, İsveç, Norveç ve Yeni Zelanda, PM2.5 seviyeleri DSÖ standartlarına uygun ya da çok yakın olan ülkeler arasında gösterildi. Bu ülkelerde hem endüstriyel faaliyetlerin daha temiz teknolojilerle yapılması hem de orman örtüsünün geniş olması hava kalitesini olumlu etkiliyor.
Küresel Etkiler ve İklim Değişikliği Bağlantısı
Hava kirliliği yalnızca bir çevre sorunu değil; aynı zamanda halk sağlığı, ekonomi ve iklim değişikliğiyle yakından ilişkili. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, her yıl hava kirliliğine bağlı hastalıklar nedeniyle yaklaşık 7 milyon insan erken yaşamını yitiriyor. Hava kirleticileri arasında yer alan siyah karbon ve metan gibi gazlar, küresel ısınmayı hızlandırıyor. Bu nedenle, hava kalitesini iyileştirmek iklim değişikliğiyle mücadelede de kritik bir adım olarak görülüyor. Uzmanlar, fosil yakıt kullanımının azaltılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişin hem hava kirliliğini azaltacağını hem de iklim değişikliğinin etkilerini hafifleteceğini vurguluyor.
Rapor, COVID-19 kısıtlamalarının hafiflediği 2021 yılında ekonomik faaliyetlerin canlanmasıyla birlikte hava kirliliğinin yeniden arttığına dikkat çekiyor. 2020'de birçok şehirde görülen geçici iyileşmenin ardından, 2021'de trafik ve endüstri kaynaklı emisyonlar tekrar yükseldi. Özellikle Asya ve Afrika'daki hızlı kentleşme bölgelerinde kirlilik oranları artış gösterdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, coğrafi konumu ve sanayileşme süreci nedeniyle hava kalitesinden olumsuz etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde trafik ve sanayi kaynaklı PM2.5 seviyeleri DSÖ'nün önerdiği sınırın üzerinde. Raporda Türkiye'nin ortalama PM2.5 konsantrasyonu 19 µg/m³ olarak ölçüldü; bu değer, güvenli kabul edilen seviyenin yaklaşık dört katı. Hava kirliliği, Türkiye'de solunum yolu hastalıkları ve erken ölüm oranlarını artırıyor. Enerji üretiminde kömür kullanımının devam etmesi ve şehirlerde yaygın olan motorlu taşıt kullanımı, kirliliğin ana kaynakları arasında. Bu tablo, Türkiye'nin Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda fosil yakıt kullanımını azaltması ve toplu taşımayı yaygınlaştırması gerektiğini gösteriyor. Aksi takdirde, artan nüfus ve kentleşmeyle birlikte hava kalitesi sorunu daha da derinleşecektir.