New York'taki Ulusal 11 Eylül Anıtı ve Müzesi, 2001 saldırılarını anarken yalnızca Amerikan kurbanlarına odaklanmakla ve saldırıların küresel bağlamını, özellikle de Orta Doğu'da yol açtığı yıkımı görmezden gelmekle eleştiriliyor. Müze, Amerika'nın kendi acısını merkeze alırken, saldırılar sonrası ABD'nin başlattığı savaşlarda hayatını kaybeden yüz binlerce kişiyi anmıyor.
11 Eylül Müzesi'nin Anlatısı ve Eleştiriler
Ulusal 11 Eylül Anıtı ve Müzesi, 2001 yılında El Kaide tarafından gerçekleştirilen ve yaklaşık 3 bin kişinin ölümüne yol açan saldırıları belgelemek amacıyla kuruldu. Müze, saldırılarda hayatını kaybedenlerin isimlerini, kişisel eşyalarını ve olay anına dair görüntüleri sergiliyor. Ancak eleştirmenler, müzenin anlatısının son derece dar bir çerçevede kaldığını, yalnızca ABD'nin acısını vurguladığını ve saldırıların ardından ABD'nin Afganistan ve Irak'ta başlattığı savaşlarda ölen yüz binlerce sivilin hikayesine yer vermediğini belirtiyor.
Özellikle Middle East Eye gibi yayın organları, müzenin "Amerika sadece kendini anıyor" başlığıyla eleştirdiği bu tutumun, Amerikan istisnacılığının bir yansıması olduğunu savunuyor. Müzede, saldırıların arkasındaki ideolojik ve siyasi bağlam yeterince işlenmiyor; ABD'nin Orta Doğu politikalarının saldırıları nasıl tetiklediği konusuna değinilmiyor. Ayrıca, 11 Eylül sonrası Müslüman toplumlara yönelik artan ayrımcılık ve İslamofobi dalgası da sergilerde kendine yer bulmuyor.
Müze yönetimi ise, amacının saldırıları doğrudan yaşayanların anısını onurlandırmak olduğunu ve siyasi tartışmalara girmekten kaçındığını belirtiyor. Ancak bu tarafsızlık iddiası, seçici bir hafıza oluşturduğu gerekçesiyle sorgulanıyor. Zira müze, ABD'nin "terörle mücadele" adı altında yürüttüğü operasyonlarda hayatını kaybeden sivilleri anmak için herhangi bir bölüme sahip değil.
Küresel Terör ve Karşılıklı Acı
11 Eylül saldırıları, sadece ABD'yi değil, tüm dünyayı etkileyen bir dönüm noktası oldu. ABD'nin Afganistan'ı işgali ve Irak'a müdahalesi, milyonlarca insanın yerinden edilmesine, yüz binlerce sivilin ölümüne ve bölgede kalıcı istikrarsızlığa yol açtı. Bu süreçte Pakistan, Yemen, Somali gibi ülkelerde de ABD operasyonları sonucu sivil kayıplar yaşandı. Müze, bu kayıpları görmezden gelerek, terörün sadece bir tarafını belgeliyor.
Uluslararası kamuoyunda, terör mağdurlarının anılmasının evrensel bir insan hakları meselesi olduğu savunuluyor. Ancak müzelerin ve anma törenlerinin genellikle ulusal kimlik inşasında araçsallaştırıldığı biliniyor. 11 Eylül Müzesi de bu bağlamda, Amerikan ulusunun masumiyetini ve kurbanlığını pekiştiren bir anlatı sunuyor. Oysa saldırıların ardından ABD'nin uyguladığı işkence, gizli hapishaneler ve hedef gözetmeyen saldırılar da insan hakları ihlalleri olarak tarihe geçti.
Bu eleştiriler, sadece müzenin içeriğiyle sınırlı değil; aynı zamanda ABD'nin 11 Eylül sonrası dünya düzenini nasıl şekillendirdiğiyle de ilgili. Müze, bu geniş bağlamı dışlayarak, ziyaretçilere tek taraflı bir tarih sunuyor. Bu da, tarihsel olayların çok yönlü anlatılması gerektiğini savunan akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları tarafından sıkça dile getiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 11 Eylül sonrası dönemde ABD ile ilişkilerini dengelemeye çalışırken, bir yandan da kendi güvenlik sorunlarıyla mücadele etti. Müzenin dar perspektifi, küresel terörle mücadelede çok taraflılık ve ortak acı paylaşımı ilkelerine zarar veriyor. Türkiye, terör mağdurlarının anılmasında evrensel bir yaklaşımı savunurken, bu tür tek taraflı anlatıların İslam dünyasında yarattığı infial, Batı ile ilişkilerde güven bunalımını derinleştirebilir. Ayrıca, ABD'nin 11 Eylül sonrası Orta Doğu politikaları, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik istikrarını doğrudan etkiledi; bölgesel kaosta sığınmacı krizi ve terör tehdidi arttı. Bu nedenle, bu tür anma pratiklerinin kapsayıcı olması, Türkiye'nin de savunduğu bir gereklilik.