11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden yirmi yılı aşkın süre geçti. Bugünün genç Amerikalıları için bu olaylar ve ardından gelen savaşlar, bizzat deneyimledikleri bir travma değil, tarih derslerinde öğrendikleri bir dönem. Milyonlarca Amerikalı, 11 Eylül'ün sonuçlarının gölgesinde büyüdü; ancak savaşların kendisini hiç yaşamadı. Bu kuşak için Afganistan ve Irak savaşları, ebeveynlerinin anlattığı hikâyelerden veya sosyal medyada gördüğü arşiv görüntülerinden ibaret.
Gelişmenin Arka Planı
11 Eylül saldırıları, ABD tarihinde derin izler bırakan bir dönüm noktasıydı. El Kaide tarafından gerçekleştirilen ve yaklaşık 3.000 kişinin ölümüne yol açan saldırılar, ABD'nin "Teröre Karşı Savaş" adı altında küresel bir askeri kampanya başlatmasına neden oldu. Ekim 2001'de Afganistan'a düzenlenen operasyonla başlayan süreç, 2003'te Irak işgaliyle genişledi. Bu savaşlar, milyonlarca Amerikalının hayatını doğrudan etkiledi; ancak bugünün 18-25 yaş aralığındaki gençleri için bu olaylar, doğduklarında bile sona ermiş ya da devam eden ama uzak bir coğrafyada yaşanan çatışmalardı.
Pew Araştırma Merkezi'nin son verilerine göre, 2001'de 10 yaşın altında olan veya henüz doğmamış Amerikalıların oranı, nüfusun önemli bir kısmını oluşturuyor. Bu kuşak için 11 Eylül, tarih ders kitaplarında işlenen bir konu; Irak ve Afganistan savaşları ise mezuniyet konuşmalarında anılan ama somut hatırası olmayan olaylar. Özellikle 2021'de Afganistan'dan çekilme kararı, bu gençler için savaşın sona erdiği anlamına gelirken, aynı zamanda ABD'nin küresel rolüne dair soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Eğitim sisteminde de bu değişim gözlemleniyor. Birçok okulda 11 Eylül, artık detaylı bir şekilde işlenen bir konu olmaktan çıktı; öğretmenler, öğrencilerin bu olaya duygusal bir bağ kurmakta zorlandığını belirtiyor. Sosyal medyada ise 11 Eylül'e dair paylaşımlar genellikle arşiv görüntüleri ve istatistiklerle sınırlı kalıyor. Gençler için bu tarih, bir "hafta sonu tarihi" haline geldi; anma törenleri ve haber bültenlerinde yer alan içerikler, onların gündeminde daha az yer tutuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu kuşak değişimi, ülkenin dış politika yaklaşımını da etkiliyor. 11 Eylül sonrası dönemde şekillenen güvenlik politikaları, genç Amerikalılar için sorgulanabilir hale geldi. Özellikle üniversite kampüslerinde, "Teröre Karşı Savaş"ın yarattığı insan hakları ihlalleri, Guantanamo gibi konular daha fazla tartışılıyor. Bu kuşak, askeri müdahaleler yerine diplomasi ve uluslararası işbirliğine daha sıcak bakıyor. Ancak aynı zamanda, Çin ve Rusya gibi aktörlerin yükselişi karşısında ABD'nin küresel liderliğini koruması gerektiğine inananlar da az değil.
Küresel ölçekte ise 11 Eylül, uluslararası güvenlik mimarisini dönüştürdü. NATO, tarihinde ilk kez 5. Madde'yi işleterek ABD'ye destek verdi. Avrupa ülkeleri de Afganistan'da görev aldı. Ancak yirmi yıl sonra, bu müdahalelerin sonuçları tartışılıyor: Afganistan'da Taliban yeniden iktidara geldi, Irak'ta istikrar sağlanamadı. Genç Amerikalılar için bu başarısızlık, askeri müdahale fikrine karşı bir mesafe yaratıyor. Kamuoyu araştırmaları, gençlerin büyük çoğunluğunun Irak ve Afganistan savaşlarını "hata" olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
Bu değişim, ABD'nin gelecekteki dış politika tercihlerini de şekillendirecek. 2024 başkanlık seçimlerinde genç seçmenlerin oy oranı arttıkça, adayların da bu kuşağın hassasiyetlerini dikkate alması bekleniyor. Askeri harcamalar, dış yardımlar ve uluslararası anlaşmalara yaklaşım, bu yeni neslin talepleri doğrultusunda yeniden şekillenebilir. Öte yandan, 11 Eylül'ü hatırlayan eski kuşaklar ile hatırlamayan yeni kuşaklar arasındaki fark, ABD iç siyasetinde bir kuşak çatışmasına da zemin hazırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül sonrası dönem, Türk dış politikası ve güvenlik algısı üzerinde derin etkiler bıraktı. Türkiye, NATO müttefiki olarak Afganistan'da görev aldı; ancak 2003'te Irak işgaline asker göndermeyi reddederek bağımsız bir tutum sergiledi. Genç Amerikalıların bu savaşları sorgulaması, Türkiye'nin bölgesel konumunu güçlendirebilir. Zira ABD'nin Orta Doğu'daki angajmanının azalması, Türkiye'ye daha fazla manevra alanı sunuyor. Ayrıca, yeni neslin diplomasiye öncelik vermesi, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde askeri boyutun yerini ekonomik ve siyasi işbirliğine bırakabileceğini gösteriyor. Bu durum, Türkiye için uzun vadede olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.