ABD'de milyonlarca öğrenci kredisi borçlusu, 1 Temmuz 2025'ten itibaren yürürlüğe girecek köklü değişikliklerle karşı karşıya. Başkan Donald Trump yönetiminin hayata geçirdiği düzenlemeler kapsamında, gelire dayalı geri ödeme planlarının sayısı azaltılırken, mevcut planların şartları da önemli ölçüde sıkılaştırılıyor. Özellikle SAVE (Kazanç için Tasarruf) planı olarak bilinen ve daha önceki dönemde oldukça esnek koşullar sunan programa yeni kayıtlar durdurulmuş durumda. Borçlular, temmuz ayı itibarıyla yalnızca sınırlı sayıda geri ödeme seçeneğine erişebilecek.
Geri ödeme planlarında daralma
Yeni dönemde, daha önce dört farklı gelire dayalı geri ödeme planı bulunurken, bu sayı ikiye indiriliyor. Bunlar Gelire Dayalı Geri Ödeme (IBR) ve Gelire Bağlı Geri Ödeme (ICR) planları olacak. IBR planı, borçlunun gelirinin %10 ila %15'i arasında değişen aylık taksitler ödemesini öngörürken, ICR planı gelirin %20'sine kadar çıkabiliyor. Ayrıca, kredi affı süreleri de uzatılıyor; IBR'de 20-25 yıl olan standart süre korunurken, diğer planlarda bu süre 30 yıla çıkarılıyor. Temmuz ayına kadar mevcut planlara kayıtlı olan borçlular, kendi planlarında kalmaya devam edebilecek ancak yeni kayıtlar yalnızca IBR ve ICR ile sınırlandırılacak.
Öğrenci kredisi sisteminde dönüşüm
Bu değişiklikler, Trump yönetiminin öğrenci kredisi sisteminde yapmayı planladığı daha geniş kapsamlı reformun ilk adımı olarak görülüyor. Eğitim Bakanlığı, bu düzenlemelerle federal bütçe üzerindeki yükü hafifletmeyi ve borçluların daha hızlı geri ödeme yapmasını teşvik etmeyi amaçlıyor. Ancak eleştirmenler, bu adımların özellikle düşük gelirli borçluları olumsuz etkileyeceğini ve öğrenci kredisi temerrüt oranlarını artırabileceğini belirtiyor. 2023 verilerine göre, ABD'de toplam öğrenci kredisi borcu 1,7 trilyon doların üzerinde bulunuyor ve yaklaşık 43 milyon kişi bu borç yükü altında. Yeni düzenlemelerin, borçluların aylık ödemelerini ortalama olarak artırması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki öğrenci kredisi reformu doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel ölçekte yüksek öğrenim finansmanı tartışmalarına ışık tutuyor. Türkiye'de de Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) borçları ve geri ödeme koşulları sıkça gündeme geliyor. ABD uygulaması, gelire dayalı modellerin sürdürülebilirliği konusunda önemli bir örnek teşkil ediyor. Ayrıca, ABD ekonomisindeki bu tür düzenlemeler, küresel finansal piyasaları ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin borç yönetimi politikalarını dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye'nin de yüksek öğrenim finansmanında daha esnek ve sürdürülebilir modeller geliştirmesi açısından bu gelişmeler izlenmeye değer.