ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti, Kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde enflasyonu kontrol altına almak için zamana karşı yarışıyor. Son haftalarda açıklanan kişisel tüketim harcamaları (PCE) verileri, ekonominin hâlâ ısındığını ve fiyat artışlarının beklenenden yavaş düştüğünü gösteriyor. Bu durum, Cumhuriyetçilerin seçim kampanyalarında kullanabilecekleri en önemli kozlardan birini ellerinden alabilir. Beyaz Saray, faiz politikaları ve arz zinciri düzenlemeleriyle enflasyonu aşağı çekmeye çalışırken, muhalefet partisi Demokratlar da ekonomik yönetimi eleştiriyor. Ara seçimlerde Temsilciler Meclisi ve Senato'nun kontrolü için yarışan iki parti, enflasyon verilerinin seçmen davranışını doğrudan etkileyeceğini biliyor. Ekonomistler, yıl sonuna kadar enflasyonun yüzde 2-3 bandına gerilemesini bekliyor ancak bu iyimserlik için henüz erken olduğu uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin arka planı: Enflasyon verileri ve siyasi yansımaları
Geçtiğimiz hafta yayımlanan verilere göre, PCE endeksi bir önceki aya göre yüzde 0,2 artarken yıllık bazda yüzde 3,4 seviyesinde kaldı. Çekirdek PCE ise aylık yüzde 0,1 artış gösterdi. Bu rakamlar, enflasyonun beklenenden daha yavaş düştüğünü ortaya koyuyor. Trump yönetimi, vergi indirimleri ve deregülasyon politikalarıyla ekonomik büyümeyi teşvik ederken, enflasyonun kontrol altına alınması için Merkez Bankası'na (Fed) bağımsız hareket etme çağrısı yapıyor. Ancak Fed Başkanı Jerome Powell, faiz oranlarını yüksek tutarak enflasyonu düşürmeye kararlı olduklarını belirtiyor. Cumhuriyetçiler, seçim kampanyalarında "Biden ekonomisi" olarak adlandırdıkları dönemin tersine, Trump döneminde enflasyonun daha düşük olduğunu vurguluyor. Ancak veriler, Trump'ın başkanlığının son yılında pandemi desteklerinin etkisiyle enflasyonun yükselişe geçtiğini hatırlatıyor.
Michigan Üniversitesi tarafından yapılan ankete göre, Amerikalıların yüzde 41'i enflasyonu ülkenin en önemli sorunu olarak görüyor. Bu oran, sağlık ve göç konularının önünde yer alıyor. Siyasi analistler, eğer enflasyon Kasım ayına kadar belirgin şekilde düşmezse, Cumhuriyetçilerin Kongre'deki çoğunluğu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Öte yandan, Demokrat Parti'nin adayları, enflasyonu Trump'ın vergi politikalarına bağlıyor ve daha adil bir ekonomik sistem vaat ediyor. New York Times'ın son anketine göre, seçmenler arasında hangi partinin ekonomi yönetiminde daha başarılı olduğu sorusunda Demokratlar yüzde 38 ile önde gidiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Küresel piyasalar ve uluslararası etkiler
ABD enflasyon verileri yalnızca iç politika için değil, küresel piyasalar açısından da kritik önem taşıyor. Dünyanın en büyük ekonomisindeki fiyat artışları, gelişmekte olan ülkelerden Avrupa'ya kadar tüm piyasaları etkiliyor. Fed'in faiz artırım döngüsünü sürdürmesi, doların güçlenmesine yol açarken, bu durum Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde sermaye çıkışına ve döviz kurlarında oynaklığa neden oluyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlanan raporda, ABD enflasyonunun yüksek seyretmesinin küresel ekonomik toparlanmayı geciktireceği uyarısı yapıldı. Ayrıca, enerji ve gıda fiyatlarındaki artış, ABD'deki enflasyonun ithal enflasyon kanalıyla diğer ülkelere yayılmasına neden oluyor.
Avrupa Birliği, ABD'nin faiz politikalarının avroya karşı doları güçlendirmesinden endişe duyuyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) de enflasyonla mücadele ederken, döviz kuru dalgalanmaları ihracatçıları olumsuz etkiliyor. Asya'da ise Çin, ABD'ye olan ihracatının pahalılaşmasından şikayetçi. G7 ülkelerinin maliye bakanları, enflasyonla mücadelede koordinasyon çağrıları yaparken, Trump yönetimi ulusal çıkarları ön planda tutan bir politika izliyor. Bu durum, küresel ticaret savaşlarını yeniden alevlendirme potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD enflasyonu ve ara seçim dinamikleri, Türkiye ekonomisi için doğrudan bir etki oluşturmasa da dolaylı olarak önemli sonuçlar doğuruyor. ABD'de enflasyonun kontrol altına alınamaması, Fed'in faizleri yüksek tutmasına ve doların güçlenmesine yol açarak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde döviz kuru baskısı yaratıyor. Ayrıca, Türkiye'nin ihracat pazarlarından biri olan ABD'de olası bir resesyon, Türk ihracatçılarını olumsuz etkileyebilir. Siyasi olarak ise, Cumhuriyetçi Parti'nin ara seçimlerde alacağı sonuç, ABD'nin Ortadoğu politikalarını da şekillendirecek. Trump yönetimi ile ilişkiler Cumhuriyetçilerin Kongre'deki gücüne bağlı olarak daha öngörülebilir veya gergin olabilir. Türkiye, özellikle savunma sanayii ve ticaret konularında ABD ile diyaloğunu sürdürürken, enflasyon krizinin yaratacağı küresel dalgalanmaları yakından izlemek zorunda.