ABD'de bir protesto eyleminde bulunmayan bir kişinin, sadece zincir (zine) taşıdığı gerekçesiyle 30 yıl hapis cezasına çarptırılması, ifade özgürlüğü savunucuları arasında alarm zilleri çaldırdı. The Intercept'te yayımlanan habere göre, söz konusu ceza, Trump yönetiminin muhalif sesleri susturmak için başlattığı kampanyanın sadece bir başlangıcı olarak görülüyor.
Gelişmenin Arka Planı
Olay, 2020 yılında Illinois eyaletindeki Prairlieland protestoları sırasında yaşanan şiddet olaylarıyla ilgili bir davaya dayanıyor. Sanık, protesto bölgesinde bulunmamasına rağmen, bir arkadaşının talimatıyla birkaç el yapımı yayın (zine) taşıdığı için 'isyan teşviki' ve 'mal tahribatı' suçlamalarıyla yargılandı. Mahkemenin, sanığın doğrudan eyleme katılmadığı ve herhangi bir şiddet eyleminde bulunmadığı halde ağır ceza vermesi, hukukun üstünlüğü açısından endişe yaratıyor. Uzmanlar, bu kararın anayasanın Birinci Ek Maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtiyor.
Trump yönetiminin, özellikle sol görüşlü aktivistlere yönelik sert tutumu biliniyor. Ancak bu dava, doğrudan eyleme katılmayan kişilerin de hedef alınabileceğini gösteriyor. Nitekim, federal savcılar, benzer suçlamalarla başka davalar da açtı. Bu durum, ifade özgürlüğü aktivistleri tarafından bir 'cadı avı' olarak nitelendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu dava, ABD'nin yanı sıra uluslararası alanda da tepki çekiyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin endişelerini dile getirdi. Avrupa Birliği ise, ABD yönetimini bağımsız yargı ve ifade özgürlüğü konusunda uyardı. Ancak Trump yönetiminin bu eleştirilere karşı duyarsız olduğu görülüyor. Mahkemenin kararının temyiz edilmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de yaşanan bu gelişme, küresel çapta ifade özgürlüğü standartlarının gerilemesi açısından kaygı verici. Türkiye de benzer şekilde, zaman zaman ifade özgürlüğü kısıtlamalarıyla gündeme geliyor. Bu dava, ABD'nin dahi en temel demokratik hakları koruma konusunda zafiyet yaşayabildiğini gösteriyor. Türkiye açısından, uluslararası baskıların ve hukuki standartların önemi bir kez daha vurgulanmış oluyor; ifade özgürlüğü evrensel bir ilke olarak her ülkede titizlikle korunmalı.