Zimbabve'nin doğusundaki Chipinge bölgesinde çiftçiler, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) desteğiyle kurulan topluluk tohum bankaları sayesinde kuraklığa dayanıklı geleneksel ürünleri yeniden yetiştirmeye başladı. Giderek şiddetlenen iklim değişikliği ve sıklaşan kuraklıklar karşısında çiftçiler, nesiller boyu aktarılan yerel bilgiyi kullanarak gıda güvenliğini güçlendiriyor. Bu girişim, özellikle küçük ölçekli tarım yapan aileler için bir güvence ağı oluştururken, biyoçeşitliliğin korunmasına da katkı sağlıyor.
Geleneksel Tohumların Yeniden Keşfi
Chipinge'deki çiftçiler, yıllardır hibrit ve genetiği değiştirilmiş tohumların yanı sıra ticari tarım ürünlerine yönelmişti. Ancak artan sıcaklıklar ve düzensiz yağışlar, bu ürünlerin verimini düşürdü. FAO'nun 2019 yılında başlattığı proje kapsamında kurulan tohum bankaları, mısır, sorgum, darı, börülce ve yerel kavun çeşitleri gibi geleneksel ürünlerin tohumlarını depoluyor. Çiftçiler, bu bankalardan tohum alarak hem kendi tüketimleri için hem de yerel pazarlarda satmak üzere üretim yapıyor. Proje, aynı zamanda tohum takasını teşvik ederek çeşitliliği artırıyor.
FAO Zimbabve Temsilcisi Dr. John Muchenje, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Geleneksel tohumlar, binlerce yıldır bu topraklarda yetişmiş ve kuraklık gibi stres koşullarına dayanıklı hale gelmiş bitkilerdir. Bunları yeniden kullanmak, iklim değişikliğine uyumun en etkili yollarından biridir" dedi. Muchenje, projenin 2023 itibarıyla 2.000'den fazla haneye ulaştığını ve tohum bankalarının sayısının 15'e çıktığını belirtti.
Küresel Gıda Güvenliği İçin Model Olabilir
Benzer girişimler, Afrika'nın diğer bölgelerinde de yaygınlaşıyor. Kenya, Etiyopya ve Malavi gibi ülkelerde de topluluk tohum bankaları kuruluyor. Uzmanlar, bu modelin özellikle iklim değişikliğine karşı savunmasız olan kırsal topluluklar için önemli olduğunu vurguluyor. Birleşmiş Milletler'e göre, dünya genelinde 2025 yılında 300 milyondan fazla insan akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kalabilir. Geleneksel tarım uygulamalarının yeniden canlandırılması, bu krize karşı düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir çözüm sunuyor.
Zimbabve'deki başarı, sadece gıda güvenliğine değil, aynı zamanda kadınların güçlenmesine de katkı sağlıyor. Tohum bankalarının yönetiminde ve eğitimlerde kadın çiftçiler aktif rol alıyor. Chipinge'den çiftçi Mary Dube, "Eskiden sadece mısır ekerdik, ama şimdi on farklı ürün yetiştiriyoruz. Kuraklık olsa bile soframızda yiyecek oluyor" diyerek projenin etkisini anlatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarımsal biyoçeşitlilik ve tohum bankaları konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahiptir. Ancak Zimbabve örneği, iklim değişikliğine uyumda topluluk temelli yaklaşımların önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye'nin benzer projeleri kendi kırsal bölgelerinde uygulaması ve Afrika ülkeleriyle bu alanda işbirliği yapması, hem dış politikada yumuşak güç kazanımı sağlayabilir hem de gıda güvenliği risklerine karşı yerel çözümler geliştirmesine yardımcı olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin FAO ile ortak yürüttüğü tarım projeleri kapsamında bu modeli örnek alması, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkı sunacaktır.