Zimbabve'de Devlet Başkanı Emmerson Mnangagwa'nın görev süresini uzatacak anayasa değişikliği teklifi, parlamentonun üst kanadı olan Senato'da kabul edildi. Teklif, başkanlık süresini mevcut beş yıldan yedi yıla çıkararak Mnangagwa'nın 2028'de sona ermesi beklenen ikinci döneminin 2030'a kadar devam etmesine olanak tanıyor. Muhalefet ve sivil toplum kuruluşları, değişikliğin demokratik ilkelere aykırı olduğunu ve iktidardaki ZANU-PF partisinin ülkedeki otoriter yönetimini pekiştirmeyi amaçladığını belirtiyor. Yasa teklifi, alt kanat olan Meclis'te de kabul edilirse yürürlüğe girecek.
Değişiklik sürecinin arka planı
Zimbabve'de 2013 yılında kabul edilen anayasa, devlet başkanının görev süresini beş yıl olarak belirlemiş ve bir kişinin en fazla iki dönem seçilmesine izin vermişti. Emmerson Mnangagwa, 2017'de Robert Mugabe'nin istifasının ardından göreve gelmiş, 2018 ve 2023 seçimlerini kazanarak ikinci dönemine başlamıştı. Mevcut düzenlemeye göre Mnangagwa'nın ikinci dönemi 2028'de sona erecekti. Ancak iktidar partisi ZANU-PF, Mayıs 2024'te sürpriz bir şekilde anayasa değişikliği teklifini gündeme getirdi. Teklif, başkanlık süresini yedi yıla çıkarırken, dönem sınırlamasını da kaldırıyor. Bu sayede Mnangagwa 2030'da seçime girmeden görevde kalabilecek.
Senato'daki oylamada teklif 34'e karşı 10 oyla kabul edildi. Muhalefetteki Milletler için Vatandaşlar Koalisyonu (CCC) partisi, oylamayı protesto ederek salonu terk etti. CCC sözcüsü, "Bu, Zimbabve halkının iradesine karşı bir darbedir. Mnangagwa, ülkeyi bir cumhuriyet değil, kişisel bir mülk gibi yönetmek istiyor" ifadelerini kullandı. Sivil toplum örgütleri de değişikliğin demokratik kazanımları geriye götürdüğünü savunuyor. Zimbabve İnsan Hakları Derneği, "Anayasa değişikliği, ülkede zaten kırılgan olan demokrasiyi tamamen ortadan kaldıracak bir adım" açıklamasını yaptı.
Bölgesel ve küresel boyut
Zimbabve'deki bu gelişme, Güney Afrika bölgesinde endişeyle karşılandı. Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC), anayasa değişikliğinin bölgesel istikrarı tehdit edebileceğini belirtti. Özellikle komşu ülkeler, Zimbabve'deki otoriter yönelimin benzer eğilimleri tetikleyebileceğinden endişe ediyor. Bölgede daha önce Zambiya, Malavi ve Mozambik gibi ülkelerde de başkanlık sürelerini uzatma girişimleri yaşanmıştı. Uluslararası toplum ise değişikliğe temkinli yaklaşıyor. Avrupa Birliği, konuyu yakından takip ettiğini ve Zimbabve'deki demokratik standartların korunmasını beklediğini duyurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı ise "Zimbabve halkının iradesine saygı gösterilmesi" çağrısı yaparken, olası yaptırımlara ilişkin net bir sinyal vermedi.
Ekonomik cephede ise Zimbabve, halihazırda hiperenflasyon, işsizlik ve dış borç kriziyle boğuşuyor. Anayasa değişikliğinin yabancı yatırımcıları daha da uzaklaştırmasından endişe ediliyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, Zimbabve'ye yönelik mali yardımları demokratik reformlara bağlamıştı. Bu hamle, reform sürecini daha da karmaşık hale getirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Zimbabve'deki anayasa değişikliği, Afrika kıtasında artan otoriterleşme eğiliminin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Türkiye, özellikle son yıllarda Sahra Altı Afrika'ya yönelik aktif bir dış politika izlerken, Zimbabve ile de ticari ve diplomatik ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Ancak Bu gelişme, Türkiye'nin Afrika'da demokratik istikrar ve hukukun üstünlüğü vurgusu yapan söylemiyle çelişebilir. Ekonomik açıdan ise Zimbabve'deki siyasi belirsizlik, Türk firmalarının ülkeye yönelik yatırım kararlarını etkileyebilir. Türkiye'nin bölgedeki diğer ülkelerle ilişkileri göz önüne alındığında, Zimbabve'deki bu dönüşüm Ankara'nın Afrika stratejisini yeniden değerlendirmesine neden olabilir.