ABD'de daimi oturum hakkına sahip yeşil kart sahiplerinin vatandaşlık başvuruları, önerilen yüksek harç artışları ve artan göçmen incelemeleri nedeniyle sekteye uğrayabilir. Hukukçuların Newsweek'e yaptığı açıklamalara göre, bu durum binlerce kişinin vatandaşlık hayalini ertelemesine veya tamamen vazgeçmesine yol açabilir. ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri'nin (USCIS) önerdiği yeni ücret tarifesi, doğal başvuru ücretini 760 dolardan 760 doların üzerine çıkarırken, ek biyometrik ücretlerle birlikte toplam maliyet 1.500 doları aşabiliyor. Bu artış, özellikle düşük gelirli yeşil kart sahipleri için ciddi bir engel oluşturuyor.
Artan Harçlar ve İncelemeler
USCIS, 2024 yılı başında önerdiği yeni ücret tarifesinde, vatandaşlık başvuru ücretinde önemli bir artışa gitmeyi planlıyor. Mevcut durumda 725 dolar olan temel başvuru ücreti, öneriye göre 760 dolara yükseltilirken, biyometrik veri ücreti de 85 dolardan 30 dolara indirilse de toplam maliyet 1.500 dolara yaklaşıyor. Ancak asıl endişe, ücretlerin yanı sıra başvuru sürecindeki artan incelemeler. Trump döneminde başlatılan sıkı göçmen politikaları, Biden yönetimi altında da kısmen devam ediyor. Özellikle yeşil kart sahiplerinin vatandaşlık başvurularında daha detaylı mülakatlar, geçmişe dönük belge talepleri ve sosyal medya hesaplarının incelenmesi gibi uygulamalar, süreci uzatıyor ve belirsizlik yaratıyor.
New York merkezli göçmen hakları avukatı Maria Rodriguez, "Müvekkillerimin çoğu, artan harçlar ve sürecin belirsizliği nedeniyle başvuru yapmaktan çekiniyor. Özellikle aile geçmişi veya küçük yasal sorunları olanlar, reddedilme korkusuyla geri adım atıyor" dedi. Uzmanlar, bu durumun özellikle Latin Amerika ve Asya kökenli göçmenleri daha fazla etkilediğini belirtiyor. ABD'de yaklaşık 9 milyon yeşil kart sahibi bulunuyor ve bunların önemli bir kısmı vatandaşlığa geçme kriterlerini karşılıyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Bu eğilim, ABD'nin göç politikalarının küresel yansımalarını da beraberinde getiriyor. Vatandaşlığa geçişin azalması, ABD'deki göçmen toplulukların siyasi katılımını zayıflatabilir; çünkü vatandaşlar seçimlerde oy kullanabiliyor ve kamu görevine aday olabiliyor. Ayrıca, yeşil kart sahiplerinin vatandaşlık kazanmaması, aile birleşimi süreçlerini de olumsuz etkiliyor. Örneğin, bir yeşil kart sahibinin ABD vatandaşı olmaması, eşi ve çocuklarının göç sürecini uzatabiliyor. Benzer harç artışları ve sıkı politikalar, Kanada, Avustralya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerde de görülüyor; bu da küresel bir eğilimin parçası olarak değerlendirilebilir.
Göç politikalarındaki bu değişim, özellikle nitelikli iş gücünün ABD'ye yönelimini de etkileyebilir. Silikon Vadisi gibi teknoloji merkezlerinde çalışan birçok yeşil kart sahibi, yüksek harçlar ve bürokratik engeller nedeniyle alternatif ülkeleri değerlendirebilir. Kanada'nın Express Entry sistemi ve Almanya'nın Mavi Kart programı, bu bağlamda cazip seçenekler sunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, Türkiye'den göç edenleri de yakından ilgilendiriyor. Türkiye kökenli yeşil kart sahipleri, artan harçlar ve sıkı incelemeler nedeniyle vatandaşlık başvurularında zorluk yaşıyor. Özellikle eğitimli ve nitelikli Türk göçmenler, ABD'de kalmak yerine Avrupa veya Kanada'ya yönelebilir. Bu durum, Türkiye'nin beyin göçü sorununu derinleştirebilir; çünkü bu bireylerin ABD vatandaşlığı alamaması, Türkiye ile bağlarını koparmalarına yol açmazken, alternatif ülkelerde kalıcı olmalarına neden olabilir. Küresel ölçekte ise, bu tür politikalar uluslararası iş gücü hareketliliğini azaltarak, yetenek havuzlarının daralmasına katkıda bulunuyor. Türkiye, bu bağlamda kendi vatandaşlarına yönelik göç politikalarını gözden geçirerek, yurtdışındaki vatandaşlarının haklarını korumak için diplomatik girişimlerde bulunabilir.