ABD'nin başkenti Washington DC'de Cumartesi günü on binlerce kişi, 2022 ara seçimleri öncesinde oy haklarını korumak ve genişletmek amacıyla 'Washington'a Yürüyüş' etkinliğinde bir araya geldi. Göstericiler, eski Başkan Donald Trump'ın seçim sürecine müdahale tehditleri ve birçok eyalette getirilen oy kısıtlamalarına dikkat çekti. Sivil toplum örgütleri, sendikalar ve insan hakları aktivistlerinin öncülüğünde düzenlenen yürüyüş, ülkenin farklı bölgelerinden gelen katılımcılarla renkli görüntülere sahne oldu.
Oy hakkı mücadelesinin arka planı
Yürüyüşün odağında, özellikle 2020 başkanlık seçimlerinin ardından Cumhuriyetçi yönetimlerin kontrolündeki eyaletlerde çıkarılan ve oy kullanmayı zorlaştırdığı belirtilen yasalar yer alıyor. Seçmen kimliği kurallarının sıkılaştırılması, posta yoluyla oy kullanma imkanlarının daraltılması ve sandık merkezlerinin sayısının azaltılması gibi uygulamalar, azınlık grupların ve düşük gelirli vatandaşların oy kullanma hakkını olumsuz etkilemekle eleştiriliyor. Göstericiler, bu kısıtlamaların özellikle siyah ve Latin kökenli Amerikalıların oy kullanmasını engellemeye yönelik tarihsel ayrımcılık uygulamalarının bir devamı olduğunu vurguluyor.
Yürüyüş organizatörleri, Kongre'nin oy hakkını federal düzeyde güvence altına alacak kapsamlı bir yasa çıkarması için baskı yapmayı hedefliyor. Bu kapsamda, 'İleri Oy Hakkı Yasası' ve 'John Lewis Oy Hakkı İlerleme Yasası' gibi düzenlemelerin Senato'da ele alınması talep ediliyor. Ancak bu yasaların, Senato'daki 60 oy gerektiren filibuster kuralı nedeniyle Cumhuriyetçilerin muhalefetiyle karşılaştığı biliniyor. Demokrat Parti'nin bu kuralları esnetmeye yönelik girişimleri ise partinin ılımlı kanadının direnişi nedeniyle şu ana kadar sonuçsuz kalmış durumda.
Eski Başkan Trump'ın 2020 seçim sonuçlarına ilişkin asılsız iddialarını sürdürmesi ve bazı Cumhuriyetçi adayların bu iddiaları benimsemesi, seçim güvenliği konusundaki endişeleri artırıyor. Göstericiler, seçim sürecine müdahale girişimlerinin demokrasinin temelini zayıflattığını savunuyor. Trump'ın 2024 başkanlık adaylığına yeniden aday olma ihtimali ise bu endişeleri daha da güçlendiriyor.
Yürüyüşün bölgesel ve küresel boyutu
Washington'daki gösteri, ABD iç siyasetindeki kutuplaşmanın bir yansıması olarak öne çıkarken, ülkenin demokrasi karnesine ilişkin küresel tartışmalara da yeni bir boyut kazandırıyor. Son yıllarda çeşitli uluslararası endekslerde ABD'nin demokrasi puanlarında gerileme yaşandığı ifade ediliyor. Özellikle 6 Ocak Kongre baskını sonrasında dünya kamuoyu, Amerikan demokrasisinin kırılganlığını tartışmaya başlamıştı. Bu yürüyüşün, ABD'nin demokratik kurumlarına olan güveni yeniden inşa etme çabalarına katkı sağlaması bekleniyor.
Oy hakkı konusundaki tartışmalar, yalnızca iç siyaseti değil, aynı zamanda ABD'nin küresel bir aktör olarak itibarını da etkiliyor. Pek çok ülke, Amerikan demokrasisinin işleyişini kendi sistemlerine örnek gösteriyor. Bu nedenle, ABD'de yaşanan seçim güvenliği krizleri, yurtdışında otoriter yönetimlerin 'batı demokrasisinin zaafları' söylemini güçlendirebiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, ABD'nin iç siyasetindeki kutuplaşmanın derinliğini ve demokratik kurumlarına yönelik güvenin giderek azaldığını ortaya koymaktadır. Türkiye, uzun süredir ABD'nin demokratik değerlere yaklaşımını yakından izlemektedir. ABD'de oy hakkı konusundaki bu tartışmalar, Washington'ın uluslararası alanda yaptığı demokrasi vurgusu ile kendi iç uygulamaları arasındaki çelişkiyi gözler önüne sermektedir. Bu tablo, Ankara'nın demokrasi ve insan hakları alanında eleştirilere maruz kaldığı bir dönemde, Amerika'nın da benzer sıkıntılar yaşadığını göstermesi açısından önemlidir. Türkiye, küresel gelişmeleri değerlendirirken bu dinamikleri göz önünde bulundurmalı ve kendi dış politika söylemlerinde bu çelişkileri etkin şekilde kullanabilmelidir.