ABD’de yerel polis teşkilatları, Başkan Donald Trump’ın imzaladığı ve ülke genelinde aşırı sol gruplarla mücadeleyi öngören NSPM-7 (Ulusal Güvenlik Başkanlık Muhtırası-7) kapsamında, yarım yüzyıl önce Senatör Joseph McCarthy’nin de hedef aldığı bir hukuki yardım kuruluşunu, büyük bir antifa komplosunun parçası olmakla suçluyor. Bu gelişme, sivil özgürlükler ve kolluk kuvvetlerinin siyasallaşması konusunda ciddi tartışmalara yol açıyor.
McCarthy’nin Hedefinden Günümüze: Bir Hukuk Grubunun Hikayesi
Olayın odağında, 1950'lerde Senatör Joseph McCarthy’nin komünist avı sırasında hedef aldığı, kurucusu avukat Carol King olan bir hukuki yardım grubu yer alıyor. O dönemde McCarthy, grubu “komünist partiyle bağlantılı” olmakla suçlamıştı. Bugün ise aynı grubun modern versiyonu, yerel polis tarafından “antifa komplosunun” bir parçası olarak nitelendiriliyor. Suçlamalar, grubun siyahi aktivistlere, göçmenlere ve sol eğilimli protestoculara hukuki destek sağlamasına dayandırılıyor.
Polis raporlarına göre, grup sadece protestoculara yardım etmekle kalmıyor, aynı zamanda “şiddet içeren eylemleri koordine ediyor”. Ancak grup yetkilileri, suçlamaların asılsız olduğunu ve polisin meşru hukuki faaliyetleri kriminalize ettiğini belirtiyor. Grup, özellikle son dönemde George Floyd protestolarından sonra artan polis şiddeti davalarında aktivistleri temsil ederek dikkat çekmişti.
Yerel Polis Nasıl Hareket Ediyor?
NSPM-7 direktifi, Trump yönetiminin “aşırı solcu şiddet” olarak adlandırdığı antifa gibi gruplarla mücadele için federal kaynakları yerel polise aktarmasını öngörüyor. Bu kapsamda, en az 12 eyalette polis birimleri, antifa bağlantılı olduğu iddia edilen kişi ve kuruluşları izlemeye başladı. California ve Oregon gibi liberalleşmiş eyaletlerde ise polis, bu direktifi sivil toplum kuruluşlarını hedef almak için kullanmakla eleştiriliyor.
Örneğin Portland polisi, bir hukuk grubunun antifa ile bağlantılı olduğu iddiasıyla bazı aktivistleri gözaltına aldı ve cep telefonlarına el koydu. Ancak bölge savcılığı, kanıt yetersizliği nedeniyle davaları düşürmek zorunda kaldı. Bu durum, polisin keyfi uygulamalarının yargı tarafından da sorgulanmasına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’deki bu gelişme, Türkiye için önemli bir demokrasi ve hukuk devleti dersi niteliği taşıyor. Türkiye’de de son yıllarda benzer şekilde, kolluk kuvvetlerinin siyasi amaçlı kullanıldığı ve muhalif grupların hedef alındığı iddiaları sıkça gündeme geliyor. ABD’de yaşananlar, bir başkanlık kararnamesinin yerel polis tarafından sivil özgürlükleri kısıtlamak için nasıl kullanılabileceğini gösteriyor. Türk dış politikası açısından ise, ABD’deki bu tür iç siyasi gelişmeler, Washington’un uluslararası hukuka ve demokratik normlara bağlılığını sorgulatıyor. Türkiye, bu örnekten hareketle, kendi hukuki kurumlarının bağımsızlığını ve kolluk kuvvetlerinin tarafsızlığını korumanın önemini bir kez daha anlamalıdır.