Fransa'nın Pasifik Okyanusu'ndaki denizaşırı toprağı Yeni Kaledonya'da, 2024 yılının Mayıs ayında yaşanan ve üç ay süren şiddetli ayaklanmaların ardından ilk kez düzenlenen vilayet seçimleri Pazar günü sona erdi. Yetkililer, kayıtlı seçmenlerin yüzde 54,42'sinin sandık başına gittiğini açıkladı. Bu katılım oranı, 2019'daki bir önceki seçime göre düşük kalmakla birlikte, adanın siyasi geleceği açısından hayati önem taşıyan bir tabloyu ortaya koyuyor. Seçim sonuçları, adanın bağımsızlık yanlısı ve Fransız yanlısı blokları arasındaki güç dengesini belirleyecek ve önümüzdeki dönemdeki olası anayasal değişikliklere zemin hazırlayacak.
2024 ayaklanmalarının gölgesinde seçim
Yeni Kaledonya'da 2024 yılının Mayıs ayında, Fransa'nın adadaki seçim sistemini değiştirme planlarına karşı başlayan protestolar kısa sürede şiddetli ayaklanmalara dönüşmüştü. Olaylarda 13 kişi hayatını kaybederken, yüzlerce kişi yaralanmış ve büyük çaplı maddi hasar meydana gelmişti. Fransız hükümeti, adaya takviye güvenlik güçleri göndererek durumu kontrol altına almaya çalışmış, ancak gerilim aylarca sürmüştü. Bu gerilimin ardından ilk kez düzenlenen seçimler, adanın siyasi istikrarının bir sınavı olarak görülüyor.
Seçimler, aslında 2024 yılında yapılması planlanmıştı ancak ayaklanmalar nedeniyle ertelenmek zorunda kalmıştı. Bu süreçte, adadaki bağımsızlık yanlısı ve Fransız yanlısı gruplar arasındaki kutuplaşma daha da derinleşti. Bağımsızlık yanlıları, Fransa'nın adadaki nüfuzunu artırmaya çalışarak yerli Kanak halkının siyasi ağırlığını azalttığını savunuyor. Fransız yanlısı gruplar ise adanın Fransa ile ilişkisinin korunması gerektiğini, aksi takdirde ekonomik çöküş ve istikrarsızlık yaşanacağını iddia ediyor.
Seçimlerde, yerel vilayet meclisleri için yarışan partiler, adanın uzun vadeli statüsü konusunda net pozisyonlar aldı. Bağımsızlık yanlısı Kanak ve Sosyalist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNKS) ile Fransız yanlısı Sadakatçiler ittifakı arasındaki rekabet, sonuçların belirleyicisi olacak. Ön sonuçlara göre, Sadakatçiler ittifakının oyların yaklaşık yüzde 40'ını aldığı, FLNKS'nin ise yüzde 35 civarında kaldığı belirtiliyor. Ancak resmi sonuçların birkaç gün içinde açıklanması bekleniyor.
Pasifik'te Fransız nüfuzu ve Çin faktörü
Yeni Kaledonya seçimleri, sadece ada için değil, tüm Pasifik bölgesi açısından stratejik bir öneme sahip. Fransa, denizaşırı toprakları sayesinde Pasifik'te geniş bir ekonomik bölgeye ve askeri varlığa sahip. Adanın bağımsızlık kazanması halinde, Fransa'nın bölgedeki nüfuzu ciddi şekilde zayıflayabilir. Bu durum, özellikle Çin'in Pasifik'te artan etkisi göz önüne alındığında, Fransa ve AB için büyük bir endişe kaynağı.
Çin, son yıllarda Pasifik ada ülkeleriyle ticari ve diplomatik ilişkilerini güçlendirirken, Yeni Kaledonya'nın bağımsızlık sürecine dolaylı da olsa destek verdiği iddia ediliyor. Pekin yönetimi, adanın doğal kaynakları (özellikle nikel yatakları) ve stratejik konumuyla yakından ilgileniyor. Fransa ise ada üzerindeki egemenliğini korumak için hem siyasi hem de ekonomik yatırımlarını artırıyor. Bu bağlamda, seçim sonuçları Pasifik'teki güç dengesini yeniden şekillendirebilir.
Analistler, bağımsızlık yanlılarının seçimlerde bekledikleri başarıyı elde edememesi halinde, adada yeniden şiddet olayları yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, hem Fransa hem de bölge ülkeleri için istikrarsızlık riski oluşturuyor. Öte yandan, Fransız yanlısı bir zafer, adanın mevcut statükoyu koruması ve Fransa ile ilişkilerinin devam etmesi anlamına gelecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yeni Kaledonya'daki seçimler, Türkiye'nin doğrudan müdahil olduğu bir bölge olmamakla birlikte, küresel güç dengeleri açısından dolaylı etkiler taşımaktadır. Fransa'nın Pasifik'teki nüfuzunun azalması, Çin'in bölgedeki etkisini artırabilir. Türkiye, Çin ile artan ticari ilişkileri ve Asya-Pasifik bölgesine yönelik stratejik ilgisi nedeniyle bu gelişmeleri yakından izlemektedir. Ayrıca, Fransa'nın Akdeniz ve Afrika'daki politikaları ile Pasifik'teki varlığı arasındaki bağlantı, Türk dış politikasının dengelerini etkileyebilir. Ancak şu aşamada Türkiye'nin bu krize doğrudan bir müdahalesi söz konusu değildir.