Küresel ekonomik düzen, geleneksel ticaret anlaşmalarının jeopolitik kaygıları gidermekte yetersiz kalması nedeniyle parça parça ve geçici çözümlerle yeniden inşa ediliyor. Uzmanlar, kapsamlı çok taraflı anlaşmaların yerini, belirli krizlere yanıt olarak hazırlanan ad hoc düzenlemelerin aldığını belirtiyor. Bu durum, özellikle tedarik zinciri güvenliği, teknoloji transferi ve stratejik sektörlerde korumacılığın artmasına yol açıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Soğuk Savaş sonrası dönemin serbest ticaret ruhu, yerini jeopolitik rekabetin gölgesinde şekillenen yeni bir ekonomi politikasına bırakıyor. ABD-Çin ticaret savaşı, Rusya'ya yönelik yaptırımlar ve pandemi sonrası tedarik zinciri kırılmaları, ülkeleri kendi kendine yeterlilik arayışına itti. Geleneksel Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları, ulusal güvenlik gerekçesiyle uygulanan tarifeler ve kısıtlamalar karşısında etkisiz kalıyor.
Örneğin, ABD'nin Çinli teknoloji şirketlerine yönelik kısıtlamaları, yarı iletken ve yapay zeka gibi kritik alanlarda ticareti sekteye uğrattı. Benzer şekilde, AB'nin karbon vergisi gibi yeşil dönüşüm politikaları, ticaretin çevresel boyutunu öne çıkarırken, gelişmekte olan ülkeler için yeni engeller oluşturuyor. Bu ad hoc önlemler, küresel ticaretin kurallara dayalı sistemini aşındırıyor ve belirsizliği artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yeni düzenin en belirgin özelliği, bölgesel bloklaşma eğilimi. Asya-Pasifik'te RCEP, Avrupa'da yeşil anlaşma ve Amerika'da USMCA gibi bölgesel anlaşmalar, küresel ticaretin çok kutuplu bir yapıya evrildiğini gösteriyor. Ancak bu anlaşmalar bile, üye ülkeler arasındaki jeopolitik gerilimler nedeniyle sık sık revize ediliyor.
Öte yandan, gelişmekte olan ülkeler bu süreçte marjinalleşme riskiyle karşı karşıya. Ad hoc düzenlemeler genellikle büyük ekonomilerin çıkarlarına göre şekillenirken, küçük ülkelerin pazarlık gücü azalıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kurumlar, bu dengesizliği gidermek için reform çağrıları yapıyor, ancak somut adımlar sınırlı kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, jeopolitik konumu ve gelişmekte olan ekonomisiyle bu dönüşümden doğrudan etkileniyor. Geleneksel ticaret anlaşmalarının zayıflaması, Türkiye'nin AB Gümrük Birliği ve serbest ticaret anlaşmaları gibi mevcut bağlarını yeniden değerlendirmesini gerektiriyor. Ad hoc düzenlemeler, kısa vadede fırsatlar sunsa da, uzun vadede öngörülebilirliği azaltıyor. Türkiye'nin, tedarik zinciri çeşitlendirmesi ve bölgesel enerji merkezi rolü gibi stratejik avantajlarını kullanarak, bu yeni düzende kendine sağlam bir yer edinmesi kritik önem taşıyor. Aksi halde, büyük güçler arasındaki rekabetin sıkıştırdığı bir alanda kalma riski bulunuyor.