ABD, son yirmi yılda Afganistan, Irak ve Suriye gibi ülkelerde yürüttüğü askeri operasyonları sonlandırma çabalarına rağmen, müttefiklerinin kendi iç çatışmalarına angaje olma eğilimi nedeniyle 'ebedi savaşlar' kavramı yeniden şekilleniyor. Washington'ın askeri gücü, sıklıkla yerel ortaklarının çatışmalarına dahil olmasına yol açıyor ve bu durum, ABD'nin bölgesel gerilimlerden kopma hedefini zayıflatıyor. Son dönemde Yemen'deki Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona verilen destek ve Doğu Avrupa'da NATO'nun genişlemesi, bu dinamiğin yeni örnekleri olarak öne çıkıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Afganistan'dan çekilme kararı, ABD'nin doğrudan askeri müdahalelerini sona erdirme isteğini gösterse de, Orta Doğu ve Afrika'daki birçok ülkede vekil güçler aracılığıyla yürütülen angajmanlar devam ediyor. ABD'nin terörle mücadele operasyonları, yerel güvenlik güçleriyle yapılan ortaklıklar üzerinden yürütülüyor; ancak bu ortaklıklar, ABD'nin müttefiklerinin iç siyasi hedefleriyle çatışabiliyor.
Örneğin, ABD'nin Suriye'deki PYD/YPG'ye verdiği askeri destek, Türkiye ile ittifak ilişkilerinde ciddi sürtüşmelere yol açtı. Benzer şekilde, Yemen'de Suudi Arabistan'ın başlattığı müdahaleye sağlanan lojistik ve istihbarat desteği, ABD'nin insani krizdeki rolünü tartışmaya açtı. Bu durum, ABD'nin müttefiklerinin çatışmalarına angaje olma biçiminin küresel güvenlik mimarisini nasıl etkilediğini sorgulatıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin bu yaklaşımı, müttefiklerinin savaşlarını finanse ederek, onların uzun vadeli stratejik hedeflerine hizmet ederken, aynı zamanda bölgesel istikrarsızlığı da derinleştiriyor. Özellikle Basra Körfezi'nde İran'la yaşanan gerginlikler, ABD'nin Suudi Arabistan ve BAE'ye verdiği desteğin bir sonucu olarak sürekli bir çatışma potansiyeli barındırıyor.
Uzmanlara göre, bu durum 'ebedi savaşlar' kavramının yeni bir evresini temsil ediyor: ABD'nin doğrudan çatışmalardan çekilmesi, ancak müttefiklerinin savaşlarına angaje olması, küresel güç dengesini değiştiriyor. Rusya ve Çin'in bu boşluktan yararlanarak nüfuz alanlarını genişletmesi, uluslararası sistemdeki belirsizliği artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikası açısından kritik bir boyuta işaret ediyor. ABD'nin müttefikleriyle olan ilişkilerindeki bu dönüşüm, özellikle Suriye'de PYD/YPG'ye verilen desteğin sürekliliği, Türkiye'nin güvenlik endişelerini derinleştiriyor. Ankara, terörle mücadele politikalarını kendi ulusal güvenlik öncelikleri doğrultusunda belirlerken, Washington'ın bu tutumu iki ülke arasındaki stratejik güven bunalımını artırıyor. Ayrıca, ABD'nin Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları konusunda Yunanistan ve GKRY'ye verdiği destek, bölgesel denklemde Türkiye'yi zorlayan bir diğer unsur olarak öne çıkıyor. Ankara'nın, bu gelişmelere karşı çok yönlü bir dış politika izleyerek, bölgesel ittifaklarını güçlendirmesi ve kendi savunma kapasitesini artırması gerekebilir.