ABD'nin askeri doktrini ve müttefiklik ilişkileri, son yıllarda 'ebedi savaşlar' olarak adlandırılan bir olgu etrafında yeniden şekilleniyor. The National Interest'te yayımlanan 'The New Forever Wars' başlıklı analiz, Washington'un kendi çıkarları için değil, müttefiklerinin çatışmalarına angaje olarak nasıl kilitlendiğini ortaya koyuyor. Bu yeni model, Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dünyanın 'gönüllü koalisyonlar' anlayışından farklı olarak, ABD'nin stratejik otonomisini kaybetmesi riskini taşıyor. Peki, bu durumun Türkiye gibi NATO müttefiki ve bölgesel aktör için anlamı ne?
ABD'nin Müttefik Savaşlarına Angaje Olma Mekanizması
Analiz, ABD'nin askeri gücünü konuşlandırma kararının artık yalnızca ulusal çıkar hesaplamalarına dayanmadığını, müttefiklerin güvenlik endişelerinin ve diplomatik baskıların da belirleyici olduğunu öne sürüyor. Özellikle Avrupa'da Rusya tehdidi, Asya-Pasifik'te Çin'in yükselişi ve Orta Doğu'daki istikrarsızlık, ABD'yi müttefiklerinin yanında yer almaya itiyor. Ancak bu tutum, ABD'nin kendi askeri kaynaklarını tüketirken, müttefiklerin çatışmalarının içine çekilmesine ve geri çekilme seçeneğini ortadan kaldırmasına neden oluyor.
Uzmanlar, bu mekanizmanın en somut örneğinin Ukrayna savaşı olduğunu belirtiyor. ABD, Kiev'e milyarlarca dolarlık askeri yardım yaparken, doğrudan çatışmaya girmemek için özen gösteriyor. Ancak bu yardımın artması, ABD'nin Rusya ile bir çatışma riskini artırıyor. Benzer bir durum, Tayvan'ın savunması konusunda da yaşanıyor; ABD, Tayvan'ın kendini savunma kapasitesini artırmak için silah satışlarını artırırken, Çin ile bir askeri çatışmanın eşiğinde geziniyor.
Yazar, ABD'nin bu 'müttefik kilitlenmesi' (ally lock-in) stratejisinin bir sonucu olarak, Pentagon'un bütçesinin her yıl rekor seviyelere ulaştığını, ancak bu harcamaların ulusal çıkar hedeflerinden çok, müttefiklerin güvenlik taleplerini karşılamaya yönelik olduğunu vurguluyor. Bu durum, ABD iç siyasetinde de tartışmalara yol açıyor; Kongre'deki bazı milletvekilleri, 'sonsuz savaşlara' bir son verilmesi çağrısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Güvenlik Dengelerine Etkisi
ABD'nin müttefik savaşlarına kilitlenmesi, yalnızca Washington'u değil, küresel güvenlik dengelerini de etkiliyor. Öncelikle, bu durum, ABD'nin caydırıcılık kabiliyetini ve küresel liderliğini güçlendirdiği kadar, müttefiklerin kendi savunmalarına daha az kaynak ayırmasına neden oluyor. Bu da, NATO üyelerinin savunma harcamalarını artırma taahhüdüne rağmen, Avrupa'nın güvenliğini ABD'ye bağımlı kılıyor.
Öte yandan, ABD'nin bu angajman politikası, rakipleri için de bir fırsat penceresi açıyor. Çin ve Rusya, ABD'nin kaynaklarını farklı bölgelere dağıtmasını, kendi etki alanlarını genişletmek için kullanıyor. Örneğin, ABD'nin Ukrayna'ya odaklanması, Çin'in Asya-Pasifik'te daha agresif bir tutum izlemesine zemin hazırladı. Uzmanlara göre, bu kesmekeş, küresel sistemin çok kutuplu bir yapıya evrildiğini ve ABD'nin tek başına denetleyici güç olma kapasitesini kaybettiğini gösteriyor.
Sonuç olarak, 'yeni ebedi savaşlar' kavramı, uluslararası ilişkilerdeki en kritik dinamiklerden birini ifade ediyor: Müttefiklik bağlarının getirdiği sınırlamalar. ABD, bir yandan müttefiklerinin güvenliğini sağlarken, diğer yandan kendi stratejik çıkarlarını ve kaynaklarını koruma arasında sıkışmış durumda. Bu durumun, önümüzdeki on yıl boyunca ABD dış politikasının ana gündemini belirleyeceği öngörülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO'nun önemli bir müttefiki olarak, ABD'nin 'müttefik kilitlenmesi' politikasından doğrudan etkileniyor. Özellikle Suriye ve Doğu Akdeniz'deki gelişmeler, ABD'nin müttefiklerinin çatışmalarına angaje olma eğiliminin Türkiye'nin güvenlik çıkarlarıyla çatışabileceğini gösteriyor. Türkiye, terörle mücadele ve sınır güvenliği konularında ABD'nin desteğini alırken, Washington'un bazı müttefiklerle (özellikle YPG/PYD) iş birliği, Ankara'nın endişelerini artırıyor. ABD'nin Orta Doğu'da müttefik savaşlarına kilitlenmesi, bölgesel güç dengesini Türkiye aleyhine değiştirebilir. Bu nedenle Türkiye, kendi stratejik özerkliğini koruma arayışında, müttefiklik ilişkilerini çok boyutlu bir şekilde yönetmek zorunda.