Yemen'deki Husilerin lideri Abdülmelik el-Husi, uzun yıllardır Suudi Arabistan için bölgesel bir sorun olarak görülürken, son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarıyla küresel petrol piyasalarını ve uluslararası ticaret yollarını tehdit eden bir aktör haline geldi. İran destekli grubun lideri, stratejik Bab el-Mendeb Boğazı'nı kontrol eden bölgede artan saldırılarla dünya ekonomisinde dalgalanmalara yol açıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Uzun Süredir Süren Çatışma
Abdülmelik el-Husi, 2004 yılında kardeşi Hüseyin el-Husi'nin öldürülmesinin ardından Husilerin liderliğini devraldı. O tarihten bu yana, Yemen'in kuzeyinde etkili olan grup, Suudi Arabistan ve müttefiklerine karşı silahlı mücadele yürütüyor. 2014 yılında başkent Sana'yı ele geçiren Husiler, 2015'ten itibaren Suudi liderliğindeki koalisyonun müdahalesiyle karşı karşıya kaldı. Yıllar süren savaş, Yemen'de büyük bir insani krize yol açtı ve Husiler, İran'dan aldıkları destekle askeri kapasitelerini artırdı.
El-Husi'nin liderliğindeki grup, son aylarda İsrail-Hamas çatışmasının bölgesel yansımaları kapsamında Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu saldırılar, küresel deniz taşımacılığının yaklaşık %12'sinin geçtiği Bab el-Mendeb Boğazı'nda güvenliği tehlikeye atıyor. Husiler, saldırıların Gazze'deki Filistinlilere destek amacıyla yapıldığını iddia ediyor. Ancak bu eylemler, uluslararası nakliye şirketlerini rotalarını değiştirmeye zorlayarak tedarik zincirlerinde gecikmelere ve maliyet artışlarına neden oldu.
Suudi Arabistan, Husilerin saldırılarını kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak görüyor ve zaman zaman hava saldırıları düzenliyor. Ancak Riyad, doğrudan bir çatışmadan kaçınarak diplomatik çözüm arayışlarını sürdürüyor. ABD ve İngiltere ise Husilerin saldırılarına karşı koalisyon güçleriyle karşılık veriyor. El-Husi, bu saldırıların arkasındaki isim olarak Batılı ülkelerin hedefinde.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Petrol Piyasaları ve Ticaret Yolları
Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, küresel petrol fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Dünya petrol arzının önemli bir kısmı bu rotadan geçiyor. Saldırıların artması, piyasalarda arz endişelerini körükleyerek Brent petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açtı. Ayrıca, nakliye şirketlerinin Ümit Burnu'nu dolaşmak zorunda kalması, hem süreyi uzatıyor hem de maliyetleri artırıyor. Bu durum, küresel enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor.
Uzmanlar, Husilerin askeri kapasitesinin İran'dan sağlanan insansız hava araçları, balistik füzeler ve deniz mayınlarıyla beslendiğini belirtiyor. El-Husi, bu yetenekleri kullanarak Suudi Arabistan'ın yanı sıra BAE ve diğer Körfez ülkelerini de tehdit edebiliyor. Grubun elindeki İHA'lar, Suudi petrol tesislerine yönelik saldırılarda kullanılmış ve 2019'da Abkayk ve Hureys tesislerine yapılan saldırı küresel petrol arzını geçici olarak yarıya indirmişti. Bu tür eylemler, El-Husi'nin petrol piyasaları üzerindeki etkisini gösteriyor.
Uluslararası toplum, Husilerin saldırılarını durdurmak için çeşitli yaptırımlar uyguluyor. ABD, Husileri terör örgütü olarak tanımlamasa da lider kadrosuna yaptırım uyguluyor. BM, Yemen'de siyasi çözüm için çabalarını sürdürüyor ancak Husiler, Suudi Arabistan ile müzakerelerde askeri gücünü koz olarak kullanıyor. El-Husi, son açıklamalarında saldırıların Gazze'de ateşkes sağlanana kadar süreceğini belirtti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz'deki istikrarsızlıktan ekonomik olarak olumsuz etkileniyor. Enerji ithalatının büyük kısmını deniz yoluyla yapan Türkiye, petrol fiyatlarındaki artış ve tedarik zincirlerindeki aksamalarla karşı karşıya. Ayrıca, Türk ihracat ürünlerinin Avrupa'ya taşınmasında kullanılan Kızıldeniz rotasındaki güvenlik sorunları, lojistik maliyetleri artırıyor. Diplomatik açıdan Türkiye, Yemen krizinde taraflarla diyalog yürütüyor ve insani yardım sağlıyor. Husilerin saldırıları, bölgesel istikrarı bozarak Türkiye'nin Orta Doğu'daki çıkarlarını da dolaylı olarak etkiliyor. Ankara, deniz ticaret yollarının güvenliği için uluslararası işbirliğine önem veriyor.