Yemen'de hükümet güçleri ile Husi isyancılar arasındaki çatışmalar son haftalarda yeniden alevlendi. Özellikle Marib ve Taiz cephe hatlarında yoğunlaşan çatışmalar, ülkenin yeniden 'tam ölçekli savaş' riskiyle karşı karşıya olduğu yorumlarına yol açıyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası yardım kuruluşları, artan şiddetin milyonlarca sivilin hayatını tehdit ettiği uyarısında bulunuyor.
Çatışmaların arka planı
Yemen'de 2014 yılında Husi isyancıların başkent Sana'yı ele geçirmesiyle başlayan iç savaş, 2015'te Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun müdahalesiyle uluslararası bir boyut kazandı. Yıllar süren çatışmalar, ülkeyi dünyanın en büyük insani krizlerinden birine sürükledi. 2022'de varılan ateşkes anlaşması kısmi bir rahatlama sağlasa da, kalıcı bir barış tesis edilemedi. Son dönemde hükümet güçlerinin Marib kentine yönelik operasyonları ve Husilerin Taiz'deki kuşatmayı sürdürmesi, çatışmaların yeniden tırmanmasına neden oldu.
BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, taraflara itidal çağrısında bulunarak, çatışmaların siviller üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekti. Ancak sahada durum giderek kötüleşiyor. Hastaneler ve okullar gibi sivil altyapı hedef alınırken, mayınlar ve improvised explosive device (IED) saldırıları can kayıplarını artırıyor. Son bir ayda yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği bildiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Yemen'deki çatışmalar, bölgesel güç dengelerini de doğrudan etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, hükümet güçlerini desteklerken, İran'ın Husilere verdiği destek biliniyor. Bu durum, Yemen'i Suudi-İran rekabetinin bir vekalet savaşı alanı haline getiriyor. Ayrıca, Kızıldeniz'deki Husi saldırıları uluslararası deniz ticaretini tehdit ediyor; ABD ve İngiltere'nin Husilere yönelik hava saldırıları ise gerilimi daha da artırıyor.
Küresel enerji piyasaları da Yemen'deki istikrarsızlıktan etkileniyor. Bab el-Mendeb Boğazı'ndan geçen petrol ve doğalgaz tankerleri, Husi saldırıları nedeniyle rotalarını değiştirmek zorunda kalıyor. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara ve enerji fiyatlarında dalgalanmalara yol açıyor. BM Güvenlik Konseyi, çatışmaların durdurulması için taraflara çağrıda bulunsa da, kalıcı bir çözüm için somut adımlar atılamıyor.
Uzmanlar, Yemen'de tam ölçekli bir savaşın bölgesel istikrarı daha da bozacağı ve insani krizi derinleştireceği görüşünde. Özellikle Marib'deki çatışmaların, ülkenin son büyük hükümet kalesini tehdit etmesi, hükümet güçlerinin savunma hatlarını güçlendirmesine neden oluyor. Husiler ise stratejik avantaj elde etmek için saldırılarını sürdürüyor. Bu denge, çatışmaların daha da uzamasına ve sivillerin acı çekmesine yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmaların tırmanması, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve ekonomik çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türk deniz ticaretini ve enerji arz güvenliğini tehdit ediyor. Ayrıca, Suudi Arabistan ve İran arasındaki vekalet savaşının derinleşmesi, Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle yürüttüğü denge politikasını zorlaştırabilir. Türkiye, insani yardımlar ve diplomatik girişimlerle barış sürecine katkı sağlamaya çalışsa da, artan şiddet ortamında etkisi sınırlı kalabilir. Bölgesel istikrarın bozulması, Türkiye'nin enerji ithalatı ve ticaret yolları üzerinde risk oluşturuyor.