İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde bulunan Marjayoun bölgesine yönelik hava saldırıları gerçekleştirdi. Middle East Eye'ın aktardığına göre, saldırılar bölgede bulunan yerleşim birimlerini hedef aldı. Saldırıların can ve mal kaybına yol açıp açmadığı henüz netlik kazanmadı. Olay, İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında geçtiğimiz aylarda yaşanan çatışmaların ardından bölgede artan tansiyonun son halkası olarak görülüyor.
Gelişmenin Arka Planı
Marjayoun, Lübnan'ın güneyinde, İsrail sınırına yakın stratejik bir bölge. Son haftalarda İsrail'in Lübnan'ın güneyine yönelik hava saldırıları ve topçu atışları, Hizbullah'ın da karşılık vermesiyle şiddetlenmişti. İsrail, saldırıları Hizbullah'ın askeri altyapısını hedef aldığı gerekçesiyle savunuyor. Lübnan tarafı ise saldırıların sivil bölgeleri vurduğunu ve büyük yıkıma yol açtığını belirtiyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum, taraflara itidal çağrısında bulunmuş, ancak çatışmalar aralıklarla devam etmişti. Marjayoun'daki son saldırı, bölgede kırılgan ateşkesin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), saldırıyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak İsrail medyası, saldırıların Hizbullah'ın silah depolarını ve füze rampalarını hedef aldığını öne sürdü. Lübnan resmi haber ajansı NNA ise Marjayoun'un çeşitli mahallelerinin vurulduğunu ve bölgede panik havası oluştuğunu bildirdi. Bölge sakinleri, gece boyunca patlama sesleri duyduklarını ve evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını ifade etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail-Hizbullah çatışması, yıllardır Orta Doğu'nun en istikrarsız cephelerinden biri. 2006'daki savaşın ardından imzalanan ateşkes, zaman zaman ihlal edilse de büyük ölçüde korunmuştu. Ancak son dönemde, özellikle Gazze'deki savaşın etkisiyle, Lübnan sınırında gerginlik arttı. İsrail, Hizbullah'ı İran'ın bölgedeki uzantısı olarak görüyor ve silahlandırmasını kendi güvenliğine tehdit olarak algılıyor. Hizbullah ise İsrail'in saldırılarına karşı direniş hakkını saklı tutuyor. Bu son saldırı, İran'ın da dahil olduğu vekalet savaşlarının yeniden alevlenebileceği endişesini gündeme getiriyor. ABD ve Avrupa Birliği, taraflara provokasyondan kaçınma çağrısı yaparken, bölgede yeni bir savaşın önlenmesi için diplomatik çabalar sürüyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, Lübnan'ın güneyinde İsrail dışındaki silahlı grupların varlığını yasaklıyor; ancak Hizbullah bu karara uymuyor. Uluslararası toplum, Lübnan'ın zaten içinde bulunduğu ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlıkla boğuştuğu bir dönemde yeni bir çatışmanın bölgeyi daha da kırılgan hale getireceğinden endişe ediyor. Marjayoun gibi sınır bölgelerindeki tırmanma, insani durumu da kötüleştirebilir; binlerce insanın yerinden edilmesine yol açabilir. Ayrıca, İsrail'in saldırıları, Hizbullah'ın askeri kapasitesini sınırlamayı hedeflese de, sivil kayıpların artması örgütün halk desteğini pekiştirebilir. Bölgede kalıcı bir ateşkes için Lübnan ordusunun güçlendirilmesi ve Hizbullah'ın silahsızlandırılması gibi yapısal sorunların çözülmesi gerekiyor. Ancak mevcut konjonktürde bu hedeflere ulaşmak zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını yakından takip ediyor. Ankara, bölgede tansiyonun düşürülmesi ve sivil kayıpların önlenmesi çağrısında bulunuyor. Türkiye, Lübnan'ın istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekliyor; ayrıca Hizbullah'ı bir terör örgütü olarak sınıflandırıyor. Son saldırı, Türkiye'nin Orta Doğu'daki barış ve güvenlik mimarisine yönelik endişelerini artırabilir. Bölgede artan çatışma, enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından da risk oluşturuyor. Türkiye, İsrail ile Hizbullah arasında arabuluculuk yapabilecek kapasitede olduğunu zaman zaman göstermişti; ancak mevcut koşullarda diplomatik girişimler sınırlı kalabilir. Türk dış politikası açısından, Lübnan'daki gelişmeler, Ankara'nın bölgesel aktörlerle diyaloğunu ve insani yardım politikalarını şekillendirecektir.