DUBAİ - İran destekli Husilerin lideri Abdulmalik el-Husi, grubunun Yemen'in Kızıldeniz kıyı şeridinde geniş çaplı bir askeri operasyonla stratejik bölgeleri ele geçirmesiyle son yıllardaki en büyük askeri zaferini kazandı. Uzun süredir gözlerden uzak duran ve savaş yorgunu güçlere komuta eden el-Husi, bu başarıyla Yemen iç savaşında dengeleri değiştirdi ve bölgesel rakiplerine karşı elini güçlendirdi.
Arka Plan: Husilerin Yükselişi ve El-Husi'nin Rolü
Abdulmalik el-Husi, 2004 yılında babası Hüseyin el-Husi'nin öldürülmesinin ardından hareketin başına geçti. Kuzey Yemen'in Saada vilayetinde başlayan isyan, 2014'te başkent Sana'a'nın ele geçirilmesiyle ülke çapında bir iç savaşa dönüştü. Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun 2015'te başlattığı müdahale, Husileri geri püskürtmekte başarısız oldu; aksine grup, İran'dan aldığı destekle askeri kapasitesini artırdı ve balistik füze ile insansız hava aracı saldırılarıyla Suudi topraklarını vurabilir hale geldi.
El-Husi, nadiren kamuoyu önüne çıkan, konuşmalarını genellikle televizyondan yapan gizemli bir lider olarak tanınıyor. Kendisini "Yemen'in kurtarıcısı" olarak sunan el-Husi, hem içeride hem de bölgede otoritesini pekiştirmek için dini ve milliyetçi söylemleri etkili bir şekilde kullanıyor. 2019'da Suudi Arabistan'ın Abqaiq ve Khurais tesislerine yapılan ve küresel petrol arzını sarsan saldırıların arkasında Husilerin olduğu iddia edilmişti; bu saldırılar el-Husi'nin bölgesel bir aktör olarak profilini yükseltti.
Son operasyon, Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki liman kenti Hudeyde çevresinde ve güneydeki Taiz hattında ilerleyişini kapsıyor. Askeri analistlere göre, bu ilerleme Husilerin sadece kuzeyde değil, ülkenin batısında da kontrolünü genişletme hedefini gösteriyor. Hudeyde, Yemen'e insani yardımın giriş kapısı olması nedeniyle stratejik öneme sahip; limanın ele geçirilmesi Husilere ekonomik ve askeri avantaj sağlayabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki gelişmeler, İran ile Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşının bir yansıması olarak görülüyor. Tahran, Husileri kendi nüfuz alanını genişletmek için kullanırken, Riyad ise Husileri sınır güvenliği için doğrudan tehdit olarak algılıyor. ABD, Husileri terör örgütü olarak tanımlamasa da, grubun İran'a bağlılığı nedeniyle bölgedeki askeri varlığını koruyor. Birleşmiş Milletler, Yemen'deki insani krizi dünyanın en büyük insani felaketi olarak nitelendiriyor; milyonlarca insan açlık ve salgın hastalık riski altında.
El-Husi'nin son zaferi, Yemen'deki savaşın seyrini değiştirebilir. Suudi Arabistan ve BAE destekli Yemen hükümeti güçleri, son yıllarda iç anlaşmazlıklar ve Güney Geçiş Konseyi'nin ayrılıkçı talepleriyle zayıfladı. Husilerin ilerleyişi, bu kırılganlığı daha da derinleştirebilir. Ayrıca, Kızıldeniz'deki güvenlik durumu, küresel ticaret yolları için kritik; Husilerin buradaki varlığını artırması, deniz taşımacılığına yönelik tehditleri de beraberinde getirebilir.
İran, Husilere verdiği desteği resmi olarak kabul etmese de, grubun askeri kabiliyetleri İran yapımı silahlar ve eğitimle ilişkilendiriliyor. Bu durum, İran'ın Yemen üzerinden Suudi Arabistan'a baskı yapma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, Husilerin el-Kaide ve DEAŞ gibi radikal gruplarla mücadelesi, Batı'nın bir dönem göz yummasına neden olmuştu; ancak İran bağlantısı, ilişkileri karmaşıklaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki gelişmeler, Türkiye'nin Ortadoğu'daki dengeler açısından yakından takip ettiği bir konu. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde olsa da, Husilerin İran ile bağlantısı ve bölgesel istikrarsızlık, Ankara'nın enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından risk oluşturuyor. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Süveyş Kanalı üzerinden yapılan ticaret için tehdit; Türkiye'nin Afrika ve Asya ile bağlantısı bu rotaya bağlı. Ayrıca, Yemen'deki insani kriz, Türkiye'nin insani diplomasi açısından aktif rol almasını gerektirebilir. Türkiye, Husileri resmi olarak tanımıyor ancak bölgesel aktörlerle diyalog kanallarını açık tutuyor.