İsrail'de 27 Ekim 2026'da yapılan genel seçimlerin sandık çıkış anketleri, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki sağcı blok ile eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un liderliğindeki merkez-sol blok arasında başa baş bir yarışa işaret ediyor. Her iki blok da 120 sandalyeli Knesset'te hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor. Filistinli partilere verilen desteğin artması, siyasi dengeyi daha da karmaşık hale getiriyor.
Seçim sonuçlarının detayları ve siyasi tablo
Sandık çıkış anketlerine göre, Netanyahu'nun Likud partisi ve müttefikleri (dindar Siyonistler, ultra-Ortodoks partiler) toplamda 59 sandalye civarında kalırken, Eisenkot'un liderliğindeki merkez-sol blok (Yesh Atid, Ulusal Birlik, İşçi Partisi vb.) 58 sandalyede kalıyor. Arap partilerinin oluşturduğu ortak liste ise 13 sandalye ile üçüncü büyük güç konumunda. Bu tablo, hiçbir bloğun tek başına iktidar kuramayacağını gösteriyor.
Seçim kampanyası, ekonomik sıkıntılar, güvenlik endişeleri ve yargı reformu tartışmaları etrafında şekillendi. Netanyahu'nun yolsuzluk davası ve görevde kalma çabası, sağ seçmenin motivasyonunu artırırken, muhalefet ise değişim vaadiyle öne çıktı. Özellikle genç seçmenler ve kentli orta sınıf arasında Eisenkot'un popülaritesi dikkat çekici.
Filistinli partilere desteğin artması, İsrail siyasetinde önemli bir değişime işaret ediyor. Ortak Arap Listesi'nin yükselişi, hem sol hem de sağ bloklar için koalisyon matematiklerini zorlaştırıyor. Arap partilerinin hükümete katılımı konusundaki isteksizlik, siyasi kilitlenme riskini artırıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İsrail'deki siyasi belirsizlik, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da istikrarsızlaştırabilir. Netanyahu'nun olası bir zayıf koalisyonu, İran nükleer anlaşması, Filistin-İsrail çatışması ve bölgesel normalleşme süreçlerinde (Abraham Accords) yavaşlamaya yol açabilir. Eisenkot'un liderliğindeki bir hükümet ise daha ılımlı bir çizgi izleyebilir, ancak koalisyon ortaklarının baskısı altında kalabilir.
ABD yönetimi, İsrail'deki siyasi istikrarsızlığı yakından takip ediyor. Washington, iki devletli çözüm konusunda Netanyahu ile yaşadığı anlaşmazlıkları Eisenkot ile aşmayı umut edebilir. Ancak her iki senaryoda da İsrail'in güvenlik öncelikleri değişmeyecek.
Avrupa Birliği ve bölge ülkeleri, seçim sonuçlarını pragmatik bir yaklaşımla değerlendirecek. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesinde ilerleme beklerken, Filistin meselesindeki hassasiyetleri nedeniyle temkinli davranıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçim sonuçları, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından doğrudan etkiler yaratabilir. Netanyahu hükümeti ile yaşanan gerilim (özellikle Gazze ve Doğu Kudüs politikaları) göz önüne alındığında, Eisenkot'un liderliğindeki bir hükümet Türkiye ile diyalog kanallarının yeniden açılmasına zemin hazırlayabilir. Ancak Arap partilerinin güçlenmesi, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği daha da önemli kılacaktır. Türkiye, İsrail'deki siyasi istikrarsızlığın bölgesel güvenlik ve enerji işbirliği (Doğu Akdeniz gazı) üzerindeki etkilerini dikkatle izlemeli. Ayrıca, ABD'nin İsrail politikasındaki olası değişimler, Türkiye-ABD ilişkilerini de etkileyebilir.