Yemen ordusu, cumartesi günü yaptığı açıklamada, güneybatıdaki Taiz ve Lahj illerinde Husi güçleriyle iki gün süren çatışmalarda 13 Yemenli askerin öldüğünü bildirdi. Orduya bağlı Tur el-Baha Askeri Ekseni, sadece can kaybını duyurdu, başka ayrıntı vermedi. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, çatışmalar ülkenin güneybatısında yoğunlaşırken, Husi tarafından henüz bir açıklama gelmedi.
Çatışmaların Arka Planı ve Yemen İç Savaşı
Yemen, 2014 yılından bu yana İran destekli Husi hareketi ile Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun desteklediği Yemen hükümeti arasında şiddetli bir iç savaşa sahne oluyor. Husi güçleri, başkent Sanaa'yı ve ülkenin kuzeyinin büyük bölümünü kontrol ederken, hükümet güçleri güney ve doğu bölgelerinde etkili. Taiz ve Lahj illeri, stratejik konumları nedeniyle sık sık çatışmalara tanık oluyor. Taiz, ülkenin üçüncü büyük şehri ve Bab el-Mendeb Boğazı'na yakınlığıyla kritik bir geçiş noktası. Lahj ise Aden'e komşu ve güneydeki liman kentlerine açılan kapı niteliğinde.
Bu son çatışmalar, taraflar arasında zaman zaman sağlanan ateşkeslere rağmen kalıcı bir barışın sağlanamadığını gösteriyor. Birleşmiş Milletler, defalarca Yemen'deki insani krize dikkat çekerek tarafları müzakere masasına çağırdı. Ancak sahadaki askeri hareketlilik, siyasi çözüm çabalarını gölgeliyor.
Yemen ordusunun açıklamasına göre, çatışmalar iki gün boyunca aralıksız sürdü. Askeri yetkililer, Husi güçlerinin Taiz ve Lahj'da eşzamanlı saldırılar düzenlediğini belirtiyor. Can kaybının yanı sıra, yaralı askerlerin de olduğu ancak sayı verilmediği ifade ediliyor. Husi kontrolündeki basın organları ise henüz bir kayıp bildirmedi. Bu durum, çatışmaların şiddeti hakkında bağımsız doğrulamayı zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen iç savaşı, yalnızca ülke içinde değil, bölgesel güç dengeleri açısından da büyük önem taşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen hükümetini desteklerken, İran, Husi hareketine askeri ve siyasi destek sağlamakla suçlanıyor. Bu durum, Orta Doğu'da Şii-Sünni ekseninde bir vekalet savaşına dönüşmüş durumda. ABD ve Batılı ülkeler, Husi saldırılarını Kızıldeniz'deki deniz trafiğine tehdit olarak görüyor ve koalisyon güçlerine istihbarat desteği veriyor.
Son yıllarda Husi güçleri, Yemen'den İsrail'e ve Suudi Arabistan'a yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenleyerek çatışmayı sınırlarının ötesine taşıdı. Bu saldırılar, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ticaretini de tehdit ediyor. Taiz ve Lahj'daki çatışmalar, Husi'lerin güneye doğru genişleme çabasının bir parçası olarak yorumlanıyor. Eğer Husi güçleri bu bölgelerde ilerleme kaydederse, Bab el-Mendeb Boğazı üzerindeki kontrollerini artırabilir ve küresel enerji nakliyatını daha fazla tehdit edebilirler.
Uluslararası toplum, Yemen'deki insani felaketi durdurmak için çeşitli girişimlerde bulunsa da, taraflar arasındaki güvensizlik ve dış müdahaleler nedeniyle kalıcı bir çözüm sağlanamıyor. BM'nin Yemen Özel Temsilcisi, son raporlarında çatışmaların sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekti. Ülkedeki altyapı büyük ölçüde çökmüş durumda ve milyonlarca insan insani yardıma muhtaç.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki iç savaşı yakından takip ediyor. Türk dış politikası, Yemen'de barış ve istikrarın sağlanmasını destekliyor ve BM öncülüğündeki çözüm çabalarına katkı sağlıyor. Ancak Türkiye'nin bölgedeki ekonomik ve güvenlik çıkarları, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki istikrarsızlıktan olumsuz etkilenebilir. Türk ticaret gemileri, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa'ya giden rotada bu bölgeden geçiyor. Husi saldırıları, deniz ticaretini aksatarak Türkiye'nin ihracatını ve enerji ithalatını sekteye uğratabilir. Ayrıca, Yemen'deki istikrarsızlık, bölgesel göç hareketlerini tetikleyerek Türkiye'ye yönelik göç baskısını artırabilir. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini dengeleyerek Yemen krizinde yapıcı bir rol üstlenmeye çalışıyor.