Yemen'de hükümet güçleri ile Husiler arasında son 24 saat içinde yaşanan şiddetli çatışmalarda en az 63 kişi hayatını kaybetti. Çatışmalar, ülkenin orta kesimlerindeki Marib ve El Cevf cephe hatlarında yoğunlaşırken, taraflar karşılıklı olarak birbirlerini ihlalle suçluyor. Birleşmiş Milletler, artan şiddetin Yemen'deki insani krizi daha da derinleştirebileceği uyarısında bulundu.
Çatışmaların Arka Planı: Stratejik Cepheler ve Güç Dengesi
Yemen'de 2014 yılından bu yana süren iç savaş, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun Husilere karşı yürüttüğü operasyonlarla şekilleniyor. Ancak son aylarda çatışmalar özellikle Marib vilayetinde yoğunlaştı. Marib, hem zengin petrol ve doğalgaz rezervlerine ev sahipliği yapması hem de hükümetin son önemli kalesi olması nedeniyle stratejik bir öneme sahip. Husiler, bölgeyi ele geçirmek için yoğun saldırılar düzenlerken, hükümet güçleri de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri destekli hava saldırılarıyla karşılık veriyor.
Son çatışmalarda 63 kişinin ölmesi, 2022'deki ateşkes anlaşmasından bu yana kaydedilen en yüksek can kaybı olarak kayıtlara geçti. BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, taraflara itidal çağrısında bulunarak, çatışmaların ülkeyi yeniden topyekûn bir savaşa sürükleyebileceği konusunda uyardı. Grundberg, "Şiddetin tırmanması, Yemen halkının zaten kırılgan olan insani durumunu daha da kötüleştirecek" dedi.
Yemen'deki iç savaş, bölgesel bir vekalet savaşına dönüşmüş durumda. Husiler İran tarafından desteklenirken, hükümet güçleri Suudi Arabistan ve BAE'nin yanı sıra ABD'den de lojistik ve istihbarat desteği alıyor. Bu durum, çatışmaların sadece yerel değil, bölgesel bir güç mücadelesinin parçası olduğunu gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Vekalet Savaşı ve İnsani Kriz
Yemen'deki çatışmalar, Orta Doğu'nun istikrarını doğrudan etkiliyor. Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel deniz ticaretini tehdit ediyor ve enerji fiyatlarını dalgalandırıyor. ABD ve Birleşik Krallık, Husilere karşı hava saldırıları düzenleyerek Kızıldeniz'deki güvenliği sağlamaya çalışıyor. Ancak bu müdahaleler, çatışmayı daha da körükleyebilir.
Öte yandan, Yemen'deki insani kriz her geçen gün büyüyor. BM verilerine göre, ülke nüfusunun %80'i insani yardıma muhtaç durumda ve 17 milyondan fazla insan gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Çatışmaların yoğunlaşması, yardım kuruluşlarının bölgeye erişimini zorlaştırıyor ve sivil kayıpları artırıyor.
Uluslararası toplum, Yemen'de kalıcı bir ateşkes sağlanması için çaba sarf ediyor ancak taraflar arasındaki güvensizlik ve dış müdahaleler, barış sürecini sekteye uğratıyor. Son çatışmalar, Yemen'in yeniden tam ölçekli bir savaşa sürüklenebileceği endişelerini güçlendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmalar, Türkiye'nin Orta Doğu politikası ve bölgesel güvenliği açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, Yemen krizinde taraf olmamakla birlikte, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Çatışmaların şiddetlenmesi, Kızıldeniz'deki ticari yolların güvenliğini tehdit ederek Türkiye'nin deniz ticaretini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Yemen'deki istikrarsızlık, bölgesel göç dalgalarını tetikleyerek Türkiye'ye yönelik göç baskısını artırabilir. Türkiye, insani yardım koridorlarının açık tutulması ve siyasi çözüm için diplomatik girişimlerde bulunabilir.