Suudi Arabistan, komşusu Yemen'de İran destekli Husilerle tırmanan çatışmasında caydırıcılık ile diplomasi arasında denge kurmaya çalışırken büyüyen güvenlik ve ekonomik sorunlarla yüz yüze. Riyad yönetimi, bir yandan Husilerin askeri kazanımlarını durdurmak için sert önlemler almayı değerlendirirken, diğer yandan körfezdeki gerilimi düşürecek diplomatik kanalları açık tutma çabasında. Bu ikilem, Suudi Arabistan'ın bölgesel güvenlik mimarisindeki rolünü ve ekonomik dönüşüm planlarını doğrudan etkiliyor.
Çatışmanın Arka Planı ve Husi İlerleyişi
Yemen'de 2014'ten bu yana devam eden iç savaş, 2015'te Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesiyle bölgesel bir boyut kazandı. İran'ın askeri ve mali desteğiyle güçlenen Husiler, son aylarda stratejik bölgelerde ilerleyerek Suudi sınırına yaklaştı. Özellikle Marib ve Cevf gibi petrol zengini vilayetlerdeki çatışmalar, Suudi Arabistan'ın güvenlik endişelerini artırdı. Husilerin balistik füze ve İHA saldırıları, Suudi şehirlerini ve petrol tesislerini hedef alarak ekonomik istikrara zarar veriyor.
Riyad, Yemen'deki savaşın sona erdirilmesi için Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda yürütülen barış görüşmelerini desteklese de, Husilerin askeri üstünlük sağlaması bu süreci zorlaştırıyor. Suudi Arabistan, Husileri müzakere masasına çekmek için ateşkes teklifleri yapmış, ancak karşılık alamamıştı. 2022'de ilan edilen ateşkes büyük ölçüde korunmuş olsa da, taraflar arasındaki güven bunalımı devam ediyor.
Suudi Arabistan'ın ekonomik reform programı Vision 2030, savunma harcamalarını kısmayı ve ekonomiyi çeşitlendirmeyi hedefliyor. Ancak Yemen'deki savaş, bütçe üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Ülke, aynı zamanda Kızıldeniz'deki Husi saldırıları nedeniyle deniz ticaretinde aksamalar yaşıyor. Bu durum, Suudi Arabistan'ın hem askeri hem de ekonomik olarak çok yönlü bir baskıyla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen krizi, Suudi Arabistan ile İran arasındaki bölgesel rekabetin bir yansıması. İran, Husiler aracılığıyla Suudi Arabistan'ı güneyden kuşatarak bölgesel dengeleri değiştirmeyi amaçlıyor. Bu durum, Körfez'deki güvenlik dinamiklerini etkiliyor ve ABD'nin bölgedeki askeri varlığını yeniden sorgulatıyor. ABD, Suudi Arabistan'ın güvenlik garantörü olarak kalmaya devam etse de, Yemen savaşına doğrudan müdahil olmaktan kaçınıyor.
Çin'in bölgede artan ekonomik ve diplomatik etkisi, Suudi Arabistan'ın dış politika seçeneklerini çeşitlendirmesine yol açıyor. Mart 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile İran arasında varılan anlaşma, ilişkilerin normalleşmesi yönünde bir adım olsa da, Yemen'deki çatışma bu süreci gölgeliyor. Suudi Arabistan, hem ABD hem de Çin ile dengeli ilişkiler yürütmeye çalışırken, Husilerin askeri kapasitesini sınırlamak için yeni stratejiler arıyor.
Uluslararası toplum, Yemen'deki insani krize dikkat çekiyor. BM'ye göre, ülkedeki savaş milyonlarca insanı açlık ve hastalıkla karşı karşıya bıraktı. Suudi Arabistan, insani yardım konusunda uluslararası baskıyla karşılaşıyor. Riyad, bir yandan savaşın insani boyutunu yönetmeye çalışırken, diğer yandan Husilerin sivil hedeflere yönelik saldırılarını önlemekte zorlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmanın seyri, Türkiye'nin Ortadoğu politikası ve bölgesel güvenlik algıları açısından önem taşıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabette denge gözeterek, Yemen krizinin diplomatik yollarla çözülmesini destekliyor. Husi saldırılarının Kızıldeniz'deki ticaret yollarını tehdit etmesi, Türkiye'nin bölgesel ticaret ve enerji güvenliği çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın savunma harcamalarındaki artış, Türk savunma sanayii için potansiyel iş birliği fırsatları yaratabilir. Ancak Türkiye, İran ile de ilişkilerini koruyarak, Yemen'deki krizin mezhep çatışmasına dönüşmesini engellemeye çalışıyor.