Birleşmiş Milletler göç örgütü, Yemen'de Husilerin kıyı bölgelerindeki ilerleyişi nedeniyle son dönemde 112 binden fazla kişinin ülke içinde yerinden edildiğini, binlerce kişinin de deniz yoluyla Cibuti'ye kaçtığını bildirdi. Husilerin Bab el-Mendeb Boğazı çevresindeki kontrolünü pekiştirmesi, İran'ın ABD ile olan bölgesel mücadelesindeki elini güçlendiriyor. Bu gelişme, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının üzerinden altı aydan fazla süre geçmesinin ardından yaşanıyor.
Yerinden Edilme Dalgası ve İnsani Kriz
BM Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından yapılan açıklamaya göre, Yemen'in batı kıyılarında Husilerin ilerleyişi sivil nüfus üzerinde ağır bir baskı oluşturdu. Ülke içinde yerinden edilen 112 bin kişi, çatışmalardan kaçarak görece güvenli bölgelere sığınmaya çalışıyor. Ancak altyapının zaten çökmüş durumda olduğu Yemen'de bu insanlar için barınma, gıda ve sağlık hizmetlerine erişim giderek zorlaşıyor. IOM, özellikle Hudeyde ve Taiz çevresinde yoğunlaşan göç hareketinin insani yardım kuruluşları üzerinde ek yük oluşturduğunu vurguluyor.
Bunun yanı sıra binlerce Yemenli, ülkeyi tamamen terk ederek deniz yoluyla Cibuti'ye ulaşmaya çalışıyor. Cibuti, Yemen'in güneybatısında yer alan ve Bab el-Mendeb Boğazı'nın karşı kıyısında bulunan bir Afrika ülkesi. Son haftalarda Cibuti kıyılarına ulaşan mülteci sayısında belirgin bir artış yaşandığı belirtiliyor. Cibuti yetkilileri ve BM kuruluşları, gelenlerin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Bölgeye yönelik insani yardım çağrıları artırılmış durumda, ancak uluslararası fonların yetersizliği nedeniyle müdahale kapasitesi sınırlı.
Uzmanlar, Yemen'deki yerinden edilme dalgasının sadece acil bir insani kriz değil, aynı zamanda uzun vadeli bir istikrarsızlık kaynağı olduğunu belirtiyor. Ülke içinde yerinden edilen nüfusun büyük bölümü kadın ve çocuklardan oluşuyor. Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim her geçen gün daha da kısıtlanıyor. Bu durum, savaşın yıllardır süren yıkıcı etkilerini daha da derinleştiriyor.
Bab el-Mendeb ve Stratejik Dengeler
Husilerin Yemen'in batı kıyı şeridi boyunca ilerlemesi, jeopolitik açıdan büyük önem taşıyor. Bab el-Mendeb Boğazı, Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni birbirine bağlayan ve küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Husilerin bu boğaz çevresindeki kontrolünü artırması, İran'ın bölgedeki stratejik konumunu güçlendiriyor. Tahran, Husiler aracılığıyla hem Suudi Arabistan'a hem de ABD'nin bölgedeki müttefiklerine karşı bir baskı unsuru elde ediyor.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının üzerinden altı aydan fazla zaman geçmesine rağmen, İran'ın Yemen'deki vekil gücü üzerinden etkisini artırması dikkat çekiyor. Husiler, son aylarda Bab el-Mendeb'den geçen ticari gemilere yönelik saldırılarını sürdürerek uluslararası deniz ticaretini tehdit ediyor. Bu saldırılar, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara ve nakliye maliyetlerinde artışa yol açtı. ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri, boğazda güvenliği sağlamak için operasyonlar düzenlese de Husilerin kıyı kontrolünü tamamen kıramadı.
İran'ın Husilere verdiği destek, Tahran'ın ABD ile olan bölgesel rekabetinde önemli bir koz olarak öne çıkıyor. Yemen'deki çatışma, İran ve Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşının bir cephesi haline gelmiş durumda. Husilerin kıyı şeridindeki ilerleyişi, İran'ın Kızıldeniz'deki etkisini artırarak ABD'nin bölgedeki deniz üstünlüğüne meydan okuyor. Bu durum, Kızıldeniz ve çevresindeki güvenlik mimarisini yeniden şekillendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki gelişmeler, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve ekonomi çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Bab el-Mendeb Boğazı, Türk ihracatının önemli bir bölümünün geçtiği Süveyş Kanalı güzergahının güvenliği açısından kritik. Husilerin boğazdaki kontrolü, Türk deniz ticaretini ve enerji ithalatını riske atabilir. Ayrıca Türkiye, Yemen'deki insani krize yönelik yardımlarıyla bölgede diplomatik etkinliğini artırma potansiyeline sahip. İran'ın Yemen üzerinden güç kazanması, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle olan dengeli ilişkilerini zorlaştırabilir. Ankara'nın, Kızıldeniz'de artan istikrarsızlığa karşı çok taraflı diplomasiyi desteklemesi ve insani yardım kanallarını açık tutması önem taşıyor.